alcohol-ink-abstract-background.jpg

DIŞ ALANA UYUMLANMA

 

Dış alan, küresel bir bilgi maddesidir. Bir dizi bilgi grubu ve enerji akışı birlikte rezonansa girerek gerçekliğin bütünsel algısını oluşturur. Sistem, bilinçaltının bilgi matrislerinin aktive edilmesi ile dış alandan gelen enerji ve bilgi akışının yönetilmesi ile çalışır.

DIŞ ALAN – EVRENSEL BİLGİ MADDESİ

Dış alan, bir dizi bilgi grubu ve enerji akışını içeren küresel bir bilgi maddesidir. Bu madde, insanlar ve hayvanların büyük bir kısmı tarafından doğrudan algılanabilir. Bu madde, insan kapasitesinin algılayamayacağı şekilde her saniye sayısız süreçten geçer ve sürekli olarak değişir. Durmayan bu değişme rağmen, dış alana uyumlanmış kişi bu alandan gelen bilgileri alabilir. Bu bilgi alışı çoğu zaman sezgisel olarak gerçekleşir.

Dış alan ile bu ilişkiyi geliştirmek, onu doğrudan görsel ve bilişsel bilgi alma seviyesine getirmek hızla değişen modern dünya başta olmak üzere tüm ortamlarda etkili bir varoluş yolu sunan kişisel gelişimin gerçek anlamıdır. Böyle uyumlanmalar hayatta kalmanın bir garantisidir. Kozmoenerji, sadece bu ilişkiyi anlamak içim değil, aynı zamanda doğrudan uygulama için önemli koşulları ve başlangıç bilgilerini sağlar.

Dış alan, evrenin bilinçaltıdır. Bu alanda her süreç rastgele, ama sistemli ve adil şekilde gerçekleşir. Bu alanda hiyerarşi, etkili yönetim ve itaat modelleri ve kendini düzenleyebilen sistem prensipleri aktiftir. Tüm bu kavramlar insan bilincinin anlaması için fazla karmaşık olabilmektedir. Bu yüzden en basitinden en karmaşığına olcak şekilde sırasıyla açıklayarak ilerleyeceğiz.

Dış alan olarak adlandırılan küresel bilgi maddesini, insanlar tarafından yaratılan bilimsel bir anti-alan ile açıkladık. Dış alanın bilgi kapasitesinin, bu anti-alanınki ile karşılaştırılamayacak kadar büyük olduğunu söylemeye gerek bile yok. Formu ne olursa olsun bilgi canlı bir maddedir ve belli bir miktarı bir araya geldiğinde bir bütün oluşturma eğilimindedir. Bu bütün oluşturma süreçleri, günümüzde internete yüklenen bilgilerde de gözlemlenebildiği gibi, bilginin spontane davranabilme yeteneği olan bir canlı olduğunu gösterir. 

Bir diğer önemli nokta ise bilginin taşıyıcılarıdır. Dış alan ve anti-alan bilgi açısından aktif parçaların, özellikle ikincil radyason fotonları ile inşa edilmiştir. Işık elementleri (fotonlar), gizemli bir doğaya sahip parçacıklar, birlikte var olan parçalar ve dalgalar gibi pek çok element, modern bilim tarafından hala anlamlandırılamayan konulardan biridir. Modern bilim, bunların yanı sıra bilgi gruplarının nasıl oluştuğunu da sorgulamaktadır. 

İkincil radyason, ya da ikincil bilgi fotonları, hayati aktivitenin bir ürünüdür. Kimse her canlının ışık yaydığını inkar edemez. Işık yayan varlıkların oluşturduğu birincil fotonlar ise, bilgi gruplarına enerji veren elementlerdir. Birincil ve ikinci fotonlar farklı enerji kimliklerine sahiptir. Dalga türleri ve dalga boylarına bakıldığında, hız ve enerji kapasitesi açısından farklılık gösterirler. Bu nokta, modern bilim tarafından fazla deşilmemiştir. Çünkü, iki grubu karşılaştırmaya yetecek miktarda ikincil foton toplanamamaktadır. İkincil fotonlar birincil fotonlar arasında az miktarda var olur, ve bilinen yöntemler ile ayrıştırılamaz. Bu, güneşin radyasyonu ile gezegenin canlı radyasonu arasındaki farka benzer. 

Sayıca oldukça az olan ikincil fotonlar, canlı bir organizmaya ait tüm bilgileri sürekli olarak dış alana taşırlar. Örneğin, Dünyamız gibi uzay-zaman toplamında milyonlarca yıllık evrim süreci boyunca yaşamış yoğun nüfuslu bir gezegenin oluşturduğu dış alanın bilgi gücü anlaşılabilir seviyededir. Bu bilgi gücü, birincil radyason olan güneş ışığını önemli bir noktaya taşır. Bilgi, ışık formunda evrende dolaşır. Dünyamızdan yıldız ışıkları aracılığıyla aldığımız bilgi de bu şekilde bize ulaşır. (Bu konular Shiva’nın Dansı -Dance of Shiva- ve Shiva’nın Dansının Ayak İzlerinde -In the Footsteps of Shiva- kitaplarında daha detaylı şekilde açıklanmaktadır.)Gezegenlerin dış alanlarının bilgi gücü sınırsız değildir. Bu nedenle bu alan, en etkili ve ilişkilendirilebilir bilgiyi depolamak üzerine odaklanmış bir etkin hafıza gibi çalışır.

Bir bilgisayar benzetmesi ile ilerleyecek olursak, Dünya’nın tüm evrimin enerji-bilgi süreçlerini kaydettiği bir hard diski vardır. Bu hard disk, gezegen yüzeylerinde bulunan jeolojik kayalar ve kaynaklardır. Bu kaya ve kaynaklar her ne kadar dayanıklı olsa da, erim süreci boyunca tüm verilerin tamamen saklandığını söylemek doğru olmaz. Dünya’nın çekirdeğinde sürekli hareket halinde bulunan plazmanın yaydığı radyasyon nedeni ile gezegen yüzeyinde depolanan bilgi sürekli hareket halindedir ve Dünya’nın dış alanına aktarılır. Gezegen yüzeyinin bir hard disk olarak kullanılması benzetmesi, çekirdeğinde daha az plazma hareketi olan gezegenler için daha uygun olacaktır. Bu noktada tektonik sürçlerin, volkanik patlamaların, depremlerin ve toprak kaymalarının anlamları da açıktır. Bu eylemler, en başta kozmik radyasonun dış bilgi akışları tarafından başlatılan, gezegensel bilginin dış alana aktarımı süreçleridir. 

Hacmi akıl almaz boyutlarda olsa da, dış alanın bilgisi katı bir şekilde düzenlenmiştir ve bu dev organizasyonun ilk ilkesi geri bildirim yasasıdır. Dış alan sürekli bir bilgi alış verişi durumundadır ve Dünya üzerindeki tüm süreçler, gezegensel süreçler için yeterli kaynaklar olan dış alan bilgi kaynakları tarafından başlatılır. Bu, enerji bilgisinin tek çalışma prensibidir. 

Ne yazık ki, bu sürecin tüm bileşenlerini her zaman izleyemiyoruz. İnsanlar olarak, sebepleri anlayamadan sonuçlar ile boğuşuyoruz.Bu, son derece gelişmiş bilim odaklı bir toplum için kabul edilemez bir durumdur. Evrim başından beri yeterli geri bildirim ilkesine dayanmıştır. Çift kutuplu akışlar arasındaki geri bildirim ilişkisi, farklı bir düzene ait enerji bilgi akışlarının tek ilkesidir. 

Evrenin bu yapısını anlamak için her şeyin başlangıcına, büyük patlamaya dönmeniz gerekir. Büyük patlama esnasında anti-madde, anti-dünya, kara deliklerin maddesi ve ilk radyasyon kalıntılarının olduğu bir ortamda bir anda beliren ışık sonucu içinde bulunduğumuz evren ortaya çıktı. Bu maksimum gerilim ve anti madde yoğunluğu anı da tabii ki tabiri yerinde ise “kibriti atan” tarafından oluşturuldu. O zamandan beri anti-madde tüm yıldız süreçlerinin ardındaki itici güç olmaya ve tüm modern ışık saçan varlıkları geri bildirim ilkesi ile beslemeye devam etti.

 

Evren sonsuz değildir, ışığın bittiği yerde biter. Buna bağlı olarak, evren saniyede 300,000 km’lik bir hız ile anti-dünyanın alanına doğru genişler. Böylece sürekli olarak doğduğu andan itibaren milyonlarca yıl boyunca büyür. Işık ışınları ise gezegenlerin evrimi ve canlı veya cansız her şey dahil olmak üzere, genel olarak her şey hakkında tüm bilgilerdir. Tüm bunların hiçbir yere, anti-dünyaya, yani bizim anlayışımızla hiçbir şeyin olmadığı yere gittiği varsayılmaktadır. Basit insan beyni bu varsayımın amaçsızlığını anlamayı reddeder. Yaratıcı’nın bakış açısından ise tüm bunlar sadece onun var oluş şeklinden ibarettir. 

Gördüklerimizden, algılayabildiklerimizden, hissettiklerimizden ve deneyimlediklerimizden yola çıkıyoruz. Bu nedenle tüm yıldız süreçlerinin var oluşunun anahtarı olan ve sonsuz çeşitliliğe sahip olan ışık bir “keşif” olarak değil, hala büyümeye devam eden kara delikler ile ilgili belli belirsiz oluşturulan hipotezlerin içinde “anti-maddenin bir zıttı” olarak  yer alıyor. 

Evrenimizin yapısını inceleyen bilim adamları, galaksilerin ve galaktik kümelerin uzayda karmakarışık olmasa da eşit olmayan bir şekilde bulunduğunu keşfettiler. Bilim adamları dev sarmallar şeklinde olan galaksilere yoğunlaşmalarına rağmen, bu galaksiyi oluşturan hücrelerin içinde hiçbirimizin aşina olmadığı kadar az yoğunlukta, yıldızlararası ve galaksiler arası gaz gibi nadir rastlanan maddelerin bulunduğu boşluklar bulunur. Bu anti-maddedir, yani büyük patlamadan önce var olan ilk radyasyon. Bu evrensel madde yalnızca ışığı ve tüm galaksileri yutmakla kalmaz, aynı zamanda onların var oluşunun garantisidir.

Şamanlar ve bilgeler uzay, uzayın sınırları ve zaman hakkında her zaman bilgi sahibiydi. Belki de en iyi bildikleri şey, anti-dünyanın varlığının kaynağını ve ışığı nasıl da hızla yuttuğunu biliyorlardı. Pratik anlama döküldüğünde ışık, karanlık olmadan var olamaz. Bu bilgi, şaman kültüründen kalan ve özellikle gün dönümünü tasvir eden simge ve görsellerde de anlatılır. 

Dış bilgi alanı ile çalışırken çift kutuplu enerji-bilgi akışı ve geri bildirim ilkesi esastır. Evrenin hareket eden bir modeli olarak insan, bu esaslara göre yaşar ve devamlı enerji-bilgi alışverişi ile düzenlenir.

Beğensek de beğenmesek de, bu alışveriş bizim farkındalığımızın dışında gerçekleşir. Bu süreçleri bilincin algılayabileceği şekilde görünür ve anlaşılır hale getirmek, ne zaman yaşamış olurlarsa olsunlar bilgelerin geçtiği bir evrim aşamasıdır. Bu bilinç geçerliliğini ve bağlamını hiçbir zaman kaybetmez. Gerçeklik algımız  yalnızca kısıtlı bir enerji-bilgi spektrumu içinde inşa edilse de, daha yüksek-bilgi frekansı spektrumunu anlama kabiliyetimiz vardır. Yalnızca bu kabiliyetin geliştirilmesi gerekir. 

Devam eden gelişim sürecinin en mükemmel göstergesi görmedir. En azından enerji bilgi akışlarının renklerinin görülmesi. Böyle bir durumda kişinin kafası karışmamalı, ancak kendi bilinçaltının mecazi vizyonu, astral ve durumsal projeksiyonu arasında ayrım yapmayı öğrenmelidir.

Burada, bilinçaltınızın merkezinde olan ana bilgi kaynağınızın dış bilgi alanları ile kurduğu içsel ilişki sanatını ve bunun mevcut bilincinizden farkını tanımalısınız. Evrenimizin fiziksel tezahürü ve dış alanların bilgi kapasitesi neredeyse sınırsızdır. Onların sınırları ışığın bittiği yerdir, ve ışık hızında sonsuzca genişleme halindedirler. Bu, gezegen matrislerine ait küçük bir bilgidir. Fiziksel ve biyolojik süreçlerin maddi düzlemden başlayarak yalnızca dış yüzünü algılamaya alışkınız. Fakat her fiziksel olduğunun kendi bilgi planı vardır ve bu plan doğrudan görü ile algılanabilir.

Fizikçiler, insan gözünün yalnızca bir fotonu algılama yeteneği olduğunu kanıtladı. Dahası, insanlar bunu yalnızca ultraviyole bir spektrumda görebiliyor. Işık elementlerinin algılanmasına ek olarak, bir kişi, herhangi bir canlı varlıkta olduğu gibi, ışığın aynı zamanda kaynağıdır. Fakat insan tarafından yayılan fotonların doğası tamamen farklıdır. Tüm fotonlar, bir varlık ile ilgili belirli bir anda var olan tüm bilgileri taşır, ve bu bilgiler dış alana katılır. Dış alanın bilgi gücünü hayal edebilirsiniz.

Dış alan çoğunlukla bir enerji akışı olarak algılanır. Bu, birincil vizyon, belki de geometrik ve karmaşık yapıda olan bilgi hücrelerinin vizyonudur. Bu vizyon halihazırda bir bilinçli kontrat, enerjilerin bilinçli kontrolü yönünde bir ilk adımdır. Tüm bu süreçler yalnızca insan bilinçaltı ile geçekleştirilebilir. Kozmoenerji başlangıç eğitiminin ana hedefi, içsel bilgi çekirdeğinin çalışır hale gelmesi için temizlenmesi ve hazırlanmasıdır.

Kozmik frekanslar, belirli bir amaca göre inşa edilmiş dış alana ait enerji-bilgi akışlarıdır. Bu akışı doğru şekilde sağlamak için enerjileri görmek yetmez. Ne yaptığınızı ve neden yaptığınızı, bir diğer deyişle yolunuzu net bir şekilde bilmeniz gerekir. Bu tür bilgiler her zaman seçkin birkaç kişiye ait olmuştur, ve bunun da bir önemi vardır. Fakat, dış alan ile iletişim kurmak için hazır teknolojileri kullanmayı ciddi şekilde isteyen hemen hemen herkes bu teknolojileri kullanabilir. Kozmoenerji, bazen çok riskli olan deneyler sonucu insanlar için gereksiz ve zararlı olan enerjileri reddederek ve frekansların yan etkilerini kesip atarak geliştirildi. 

Tıp ve farmakoloji alanı bu gibi deneylerle dolu olduğu gibi, keşif ve buluşlarla da doludur. Ancak, bir deney diğerinden farklıdır ve risk her zaman birincil gerekliliğin net bir bilgisi ile haklı gösterilmelidir. Kozmoenerji’nin amaç ve hedefleri, ilk frekansların keşfedildiği zamanda olduğu gibi şimdi de insanlara fayda sağlamak için gerekli ve acilen ihtiyaç duyuluyor.

Her yıl bilgi sistemimizin gelişimi daha da dinamik hale geliyor. Devamlı olarak yeni ve daha karmaşık durumları çözümlememiz gerekiyor. Fakat şimdi mevcut olan teknolojiler 20 yıl önce var olanlar gibi değil. Frekansların gücü kendini yalnızca uygun şekilde inşa edilmiş bir niyet ile gösteriyor. Bu sanat, yani kozmik niyet ve bu bağlantı, onların bariz basitliği ve ulaşılabilirliği nedeni ile pek çokları için zor, hatta anlaşılamaz bir hal alıyor. Yeni teknolojiler kendilerini dış alanla bağlantı, uyum ve birlik içinde gösteriyor.

A.V. Petrov Makaleleri

Derleyen & Çeviren

Mehmet Levent Ünal, Zeynep Geylan

Yayımlanma Tarihi: 13.09.2022

 

UYARI: Işbu blog içerisinde yer alan bilgi ve uygulama teknikleri tedavi amacı taşımamaktadır. Söz konusu bilgiler bu tekniği öğrenmek için eğitime katılan katılımcıyı bilgilendirmek amaçlı olup sağlık hizmeti niteliğinde değildir.Verilen bilgiler hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmamalıdır. Tanı ve tedavi mutlaka doktor tarafından yapılması gereken ciddi bir işlemdir.

*Her türlü hastalık ve benzeri tedavi gerektiren sorunlarınız için dokturunuza danışınız.