İnsan ve Kozmik Enerji

Eski düşünürlerin ve modern araştırmacıların eserlerinde canlı bir organizma; bir mikrokozmos

ve bir biyosferin ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilir. Pisagor okulunun fikirlerine göre, istisnasız 

doğadaki her nicel ilişkinin evrensel uyuma tabi olduğunu söylemek yeterlidir.Pisagorcular,

gezegenler Güneş etrafında döndüğü zaman, “kürelerin müziği” sesinin bir ünsüz sistemine 

uyumlu akorlara dayandığına inanıyorlardı. Pisagor'un kendisi, dünyanın ses ve uyum sayesinde

kaostan çıktığını ve müzikal oran ilkelerine göre yaratıldığını iddia etti. Pisagorluların fikirlerine

göre ölümlülerin kaderini kontrol eden yedi gezegen uyumlu bir hareket yapıyor. Dahası 

aralarındaki mesafe müzikal aralıklara tekabül ediyor, sonuç olarak en uyumlu melodi

onlardan oluşan uyumlu sesler üretiyorlar. Toplam yedi tonluk aralık, Evrenin uyumunun

temelini oluşturuyor. Max Handel'in Pisagor kavramının geçerliliğini “kürelerin müziği” ile

ilgili olarak doğrulaması ilginçtir, çünkü her gök cismi kendi fikirlerine göre kendi sesini

çıkarır ve birlikte cennetsel bir senfoni çalar ardından bu göksel müziğin yankıları fiziksel

dünyada bize ulaşır. Paracelsus, Boehme, Bacon, Shakespeare ve diğerlerinin eserleri

sayesinde bilinen Rosicrucians Düzeni'nin Hıristiyan mistikleri, müziği kirleten ve içine

her türlü uyuşmazlığı, sesi kesen, kazıyan, ses çıkaran ve çizen insanlar için korkunç

sonuçlar doğurdu. Başka bir deyişle Evrenin titreşimli doğası, dünyanın eski öğretilerinin

çoğunun af dileyenleri tarafından ön plana çıkarıldı. Modern bilim, insan ve evrenin

çalışmasında temel titreşim frekansı ilkelerinden de ilerler. Şimdilerde her biri açık ve dengesiz 

olan canlı sistemlerin temel özelliklerinin salınım yapıları olduğu zaten koşulsuz olarak kabul

edilmiş bir gerçektir. Çeşitli hiyerarşik ,organizasyon seviyelerinde - moleküllerden organizmaya -

çeşitli parametrelerin ritmik değişiklikleri, başka bir deyişle, farklı frekanslarda dalgalanmaları

meydana gelir. Aslında modern bilimsel verilere göre insan vücudunun tek bir bütünsel sistem olarak

varlığı, bu salınımlı işlemlerin senkronize edilmesiyle sağlanmaktadır. Bu ya da biyolojik süreç ne kadar

karmaşıksa, titreşimlerin toplam frekansı o kadar düşüktür. Sinerjetik biliminin gelişmesiyle insan vücudunun senkronizasyon paradigması oluşmuştur. Bu fikirlere göre, insanlar dahil her türlü yaşam sistemi, birbirine bağlı bir osilatör sistemi aracılığıyla temsil edilebilir ve tanımlanabilir. Osilatörler ilkesine göre, biyolojik nesnelerdeki tüm düzenleyici sistemler çalışır. Bu paradigma çerçevesinde, karmaşık bir salınım sisteminin bir bütün olarak varlığı ve işleyişi salınımların senkronizasyonuna yol açan rezonans etkileşimleri ile açıklanmaktadır. Aynı zamanda senkronizasyonların frekanslarının eşit, çoklu veya birbirleriyle rasyonel ilişkide olduğu osilatörlerin çalışması anlamına geldiği anlaşılmaktadır. Bu neden Pisagor'un “kürelerin müziği” olmasın?

Senkronizasyon, işlevsel hiyerarşinin tüm seviyelerinde gerçekleşir ve bu da alt sistemlerin yapısal, enerji ve bilgi niteliğinde homeostazı sağlar. Bu nedenle, modern bilim rezonans etkileşimlerine ve organizmanın dinamik varlığı sırasında senkronizasyon derecesinde belirleyici bir rol üstlenir. Sağlıklı bir vücutta, çeşitli salınımlı işlemlerin (homeostazın bileşenleri) tutarlılığı korunurken, farklı patolojik olaylarda, senkronizasyonların bir veya birkaçının derecesi belirtilir. Ardından, danışanı değişken frekanstaki kozmik titreşimlere uyarlama ilkelerine dayanan kozmik enerji yöntemleri, tamamen bilimsel bir temel kazanır ve modern senkronizasyon paradigmasına uyumlu bir şekilde uyar. Genellikle biyoloji ve tıpta, canlı sistemlerdeki dalgalanmalar biyoritimler kavramıyla açıklanmaktadır. Aynı zamanda, evrim sürecinde kozmik titreşimlerin etkisiyle biyoritimlerin oluştuğunu unutmamalıyız. Yani, bu titreşimler insan vücudunun biyoritimleri ile en yüksek derecede afiniteye sahiptir. Daha sonra sağlık problemi, bir organizmanın birçok biyolojik frekansını optimal seviyede bir bioritmik adaptasyon ve titreşim uyumunda aksaklıklarla patoloji ile senkronize etme tekniklerine indirgenebilir. İstisnasız tüm kozmik enerji tekniklerinin, dengesiz bir organın senkronize çalışmasını geri yükleme veya uyumsuzluk salınımlarını askıya alma çerçevesinde çalıştığını söyleyebiliriz.

Bu alanda uzun yıllar süren çalışmalarım, her biri seçici ve spesifik bir senkronizasyon sıklığına sahip olan Hutt bloğunun 182 frekansını etkili bir şekilde kullanmamı sağladı.

 

Danışan üzerindeki kozmik enerji etki seçici olarak değil, vücudun daha kısa ve uzun ritimlerinin ayarlandığı önde gelen ritimlerle ilgili olarak gerçekleştirilebilir. Genel senkronizasyonun bu özelliği Budistlerin birçok frekansı ve bazı sihirli blokların frekansları tarafından desteklenir. Örneğin, “Farun Buddha” nın frekansı sirkadiyen, günlük sirkadiyen ritmini senkronize eder. Bu; organizma düzeyinde baskın veya önde gelen osilatör dür. Hem kısa hem de uzun ritimlerle ilişkili olarak bütünleşen kişidir. Bu nedenle, “Farun Buddha” frekansına uyumlanmak, danışanın vücudunu diğer belirli harmoniklerin düzeltilmesi dışında ahenkli bir duruma getirir.

Evrim sürecinde, vücudun sirkadiyen ritminin harici bir günlük aydınlatma döngüsünün ve Schumann rezonansının etkisi altında oluşturduğu düşünülmektedir. Bu rezonans, uzunluğu tam olarak dünyanın çevresine eşit olan bir elektromanyetik dalgaya karşılık gelir. Schuman frekansı (fш = 7.8 Hz.) Yanlışlıkla birçok gizli öğretide ve ezoterik okulda “mistik bir titreşim” olarak kabul edilmez, çünkü insan rezonans sistemindeki diğer birçok frekansı da beraberinde getirir. Buna göre, bu titreşim ile zaman uyumsuzluğu bir kişinin tüm dalga yapısının öngörülemeyen dengesizliğine yol açabilir. Bununla birlikte, kozmik enerji yöntemleri kullanılarak, Schumann frekansının sirkadiyen ritmi ile senkronizasyonu, eğitimin ilk aşamasında hali hazırda kolayca sağlanmakta ve sağlıklı bir organizmanın sabit bir halini oluşturmaktadır.

 

Sonuç olarak, senkronizasyon dalga paradigması ile modern bilimin gelişme hızının son yıllarda  yüksek olduğunu, kozmik enerji teknolojilerinin etkinliklerinin ve resmi prensiplerinin teorik olarak gerekçelendirilmesinin kesin olarak kabul edildiğine güvenmek için her nedenin varolduğunu söylemek isterim. 

Akademisyen V.A. Petrov

Derleyen & Çeviren

Mehmet Levent Ünal, Bengisu Ersoy

UYARI: İşbu blog içerisinde yer alan bilgi ve uygulama teknikleri tedavi amacı taşımamaktadır. Söz konusu bilgiler bu tekniği öğrenmek için eğitime katılan katılımcıyı bilgilendirmek amaçlı olup sağlık hizmeti niteliğinde değildir. Verilen bilgiler hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmamalıdır. Tanı ve tedavi mutlaka doktor tarafından yapılması gereken ciddi bir işlemdir. Her türlü hastalık ve benzeri tedavi gerektiren sorunlarınız için doktorunuza danışınız.

© 2019 by Mehmet Levent Ünal.