Kozmoenerji’de Enerji Alanlarının Rezonansı

 

Fiziksel bedenlerimiz esas olarak boşluk ve donmuş ışıktan oluşur. Son yıllarda biyolojinin hızlı gelişimi, bilim adamlarının insan vücudunun her hücresinin tüm organizmanın tam bir kopyasını oluşturmaya yetecek kadar bilgi içerdiği sonucuna varmasına olanak sağlamıştır. Tüm klonlama deneyleri bu özelliğe dayanmaktadır. Hologramların da benzer özellikleri vardır.

Bir hologramın genellikle sürekli ışık dalgalarının girişiminden kaynaklanan hacimsel bir resim olarak adlandırıldığını hatırlatıyorum. Holografik bir görüntünün karakteristik bir özelliği de bu hologramın herhangi bir bölümünün bir bütün olarak nesne hakkındaki tüm bilgileri içermesidir.

Bu fenomenlerin bariz temel benzerliği, kişinin belirli bir biyokimyasal bedeninin holografik alan görüntüsü temelinde inşa edildiği önermesini formüle etmeyi mümkün kıldı. Böylesi bir hologramın bütünsel bir organizmanın doğumundan önce ortaya çıktığı şimdilerde deneysel olarak da kanıtlanmıştır. Fiziksel bedenin gelişimini belirleyen bu dalga imge hologramıdır. Örneğin P.P. Gariaev, “Görüntünün bir hologram olduğunu ve bacakların, kolların ve başın ne zaman ve nerede büyümesi gerektiğini hücrelerin bölünmesini zorunlu kılar. Dalga görüntüsü, tıpkı bir döküm kalıbının dökümle doldurulması gibi maddeyle doludur." demiştir. Bu nedenle, mantıksal olarak bu durum herhangi bir canlı varlığın önceden belirlenmiş bir dalga holografik programına göre fiziksel düzeyde inşa edildiği ifadesini doğurur. 

Vücudumuzun bir dalga holografik görüntüsüne göre yaratıldığını ve doğal olarak bazı özelliklerini koruduğunu not etmek yeterli olacaktır. Basit molekülleri proteinlere, DNA'ya, RNA'ya ve dahası bütün bir organizmaya kadar, daha karmaşık olarak bir araya getiren dalga hologramlarıdır. Şimdi modern fiziğin bazı keşiflerine ve hipotezlerine dönelim. Geçen yüzyılın başında elektronun ikili doğasının keşfedildiğini biliyoruz. O bir dizi deneyde parçacık gibi davranırken, diğerlerinde dalganın özelliklerini göstermişti. Atomaltı parçacıkların ikili doğası, enerji ve madde arasındaki ilişkinin bir yansımasıdır ve A. Einstein tarafından ünlü formül E = mC 2 biçiminde kaydedilmiştir. Madde ve enerjinin karşılıklılığı, maddeyi enerjiye dönüştürme olasılığını belirler ve elbette bunun tersi de geçerlidir.

Bu şaşırtıcı keşfi genellikle görmezden geliriz ancak modern araştırmalar, örneğin, elektromanyetik enerji kuantumunun ya da yavaşlayan ışığın bir parçacık haline geldiğini, yani dalga özelliklerini korurken katıların (özellikle kütle) doğasında bulunan bazı nitelikleri elde ettiğini göstermiştir. Işığın maddeye dönüşme anında fotonun yavaşlayıp donduğunu söyleyebiliriz. V.B. Rusakova’ya göre  “(…) Elektron sertliğinin makroskopik yanılsaması, parçacıkların atom altı dünyasının fiziği kavramları ışığında eriyor. Buna bir atomun çoğunlukla boş uzaydan oluştuğu gerçeğini ekleyin. Bu boşluğu dolduran minik parçacıklar gerçekte donmuş ışık fotonlarıdır. Bu nedenle, mikroskobik düzeyde tüm madde donmuş ışıktır."

Böylece, fiziksel bedenlerimizin de esas olarak boşluk ve donmuş ışıktan oluştuğu ortaya çıkıyor. Bir maddenin ışığa benzer özelliklere sahip olduğu sürece, ışık gibi belirli frekans özelliklerine sahip olabileceğini varsaymak doğaldır. Bir maddenin yoğunluğu ne kadar yüksekse, titreşim frekansı o kadar düşüktür. Bu noktada, fiziğin modern kazanımları ile insanın yapısı hakkındaki kozmoenerji fikirleri açıkça örtüşmeye başlar. Nitekim, herhangi bir eğitimli kozmoenerji operatörünün birlikte çalıştığı insan kabuklarının tümü, aslında fiziksel teori çerçevesinde tamamen maddi oluşumlardır. Bu durumda, fiziksel anlamda kabuklar arasındaki fark, kurucu maddenin yoğunluğu ve titreşimlerinin frekansı ile belirlenir. Böylece, insan fiziksel bedeninin dalga holografik programına göre yaratıldığını öğrendik. Bu cismin oluştuğu madde, mikroskobik düzeyde, donmuş ışık ipleri şeklinde temsil edilebilir. Bu maddenin frekans özellikleri, yoğunluğu ile ters orantılıdır. Yani, kişinin enerji bedenleri, fiziksel bedeninden daha düşük bir yoğunluğa ve daha yüksek bir titreşim frekansına sahiptir. Evren ayrıca, görücü-kozmoenerjinin parlak iplikler şeklinde algıladığı sonsuz sayıda titreşen enerji alanlarından oluşur.

Özellikle, modern temel fiziksel sicim teorisi, Evreni çok benzer terimlerle tanımlar - fizikçilerin fikirlerine göre, belki de evrenin temelini temsil eden süpersimetrik sicimlerdir (ipler). Bununla birlikte, böyle bir açıklama fizikçiler arasında tartışmaya neden oluyorsa, o zaman eğitimli bir kozmoenerji operatörü için bu apaçık bir gerçektir. Ayrıca son zamanlarda, holografik ilkeleri tüm Evren düzeyine genişleten bilimsel teorilerin ortaya çıktığını ve Hermes'in eski ezoterik postulatını - "aşağıdaki yukarıdaki gibi, yukarıdaki aşağıdaki gibidir." - eklemek isterim.

Bu teori çerçevesinde, evrenin kendisi dev bir kozmik hologram olabilir. Bu, her bir bölgenin bütün hakkında bilgi içerdiği devasa bir enerjisel girişim modelidir. Sadece donmuş bir fotoğraf değil, holografik görüntülerin akışkan ve değişen dünyasıdır. Belirtilen gerçekler çerçevesinde, insan ile Evren’in enerjisel benzerliği ve birliği, inatçı şüpheciler için bile ikna edici görünmektedir. Benim açımdan bağımsız bir biliş sistemi olarak kozmoenerji, bilinen fizik yasalarıyla herhangi bir çelişkiye girmeden en modern bilimsel teorilerin çok ilerisindedir. 

Kozmoenerji teknolojilerinin temel önermeleri üzerinde kısaca duralım ve bunları belirtilen bilimsel gerçekler bağlamında ele alalım: Fikirlerimize göre, kişinin Evren'in karşılık gelen enerji alanlarıyla rezonansa giren iç enerji yapıları fiziksel dünyanın algılanmasını sağlar. Bununla birlikte, bu algının bir insan için mevcut olan tek şeyden uzak olduğunu iddia ediyorum. Sıradan bir insan, doğuştan gelen sınırlamalar nedeniyle diğer dünyaları algılayamaz.

Kişiye iç enerji yapılarını, Evren’in farklı enerji alanlarına uyumlamayı öğretirseniz, bu kişi kesinlikle gerçekçi bir şekilde başka bir dünyayı algılayacaktır. Bununla birlikte, herhangi bir öğrenciye sadece 2-3 düzine ek rezonans eklenirse, o zaman sıradan dünyamız çerçevesinde 'iyileştirme yeteneği' gibi ek yeteneklere sahip olacaktır. 

Kozmoenerjetik uygulamaların amacı, öğrencinin Evren’in ek titreşimlerine güvenli ve hızlı bir şekilde rezone olmasıdır. Bu tür ek uyumlamalar yapan insanlar, Evren’in hayal edilemeyen dünyalarını algılayabilirler ve fiziksel varlığımız çerçevesinde olağanüstü yetenekleri, mesela daimi sağlık ve yaşamın amacı kazanırlar.

Kozmoenerji, insanlara bilinçlerini genişletmeleri ve niteliksel olarak yeni bir varoluş düzeyine geçmeleri için verilen büyük bir hediyedir. Muazzam kozmoenerjetik teknikleri öğrenme arzusu, bunları bu hayatta gerçekleştirmek için yeterlidir.

Akademisyen V.A. Petrov

Derleyen & Çeviren

Mehmet Levent Ünal, Bengisu Ersoy

UYARI: İşbu blog içerisinde yer alan bilgi ve uygulama teknikleri tedavi amacı taşımamaktadır. Söz konusu bilgiler bu tekniği öğrenmek için eğitime katılan katılımcıyı bilgilendirmek amaçlı olup sağlık hizmeti niteliğinde değildir.Verilen bilgiler hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmamalıdır. Tanı ve tedavi mutlaka doktor tarafından yapılması gereken ciddi bir işlemdir.Her türlü hastalık ve benzeri tedavi gerektiren sorunlarınız için dokturunuza danışınız.

© 2019 by Mehmet Levent Ünal.