Dünyayı ve İnsanı Anlama Tanımlama
07 Temmuz 2024

Sayfayı ziyaret eden kişi sayısı

639

Dünya gezegeninin tüm insanları, etrafımızdaki dünyayı anlamayı arzular. Analitik bir zihin yapısına sahip insanlar, etraflarında meydana gelen bir çok olayı mesleki faaliyetleriyle ilgili açıkça formüle edilmiş hedefler çerçevesinde anlamaya çalışır. Bu kişiler ya sayısı çok az olan doğuştan analistler, ya da farklı teknik araçlar üzerinde uzmanlaşmış bilim adamları, mühendisler, bankacılar, ve tasarımcılardır. Sayıları daha da az olan sanatçı, müzisyen ve şairlerin zihin yapısı ise analitik ve yapısal düşünce elementlerini neredeyse hiç barındırmaz. Bu kişilerin algısı, geçekliğin doğrudan algılanmasına en yakın olan görüntü, his ve semboller üzerinden çalışır. İnsancıl bir zihin yapısına sahip olan kişiler ise dünyaya dair kendilerine özgü bir anlayışa sahiptir. Ancak çoğunluk, yalnızca hayatlarında olup bitenlerin sonuçlarını öngörebilme arzusu ile anlayışa ulaşmaya çalışır. Aynı zamanda kendimizi, bir şekilde kişisel refahımız ile bağlantılı olaylardan oluşturduğumuz küçük bir çember ile sınırlamak da oldukça kabul edilebilir haldedir.  

Ancak, kişinin anlama şekli ne olursa olsun, bir olayı, nesneyi, eylemi veya genel olarak herhangi bir şeyi anlayabilmek için önce tüm bunları duygularla algılamak gerektiğini sürekli olarak hatırlamalıdır. Başka bir deyişle, açık ve çarpıtılmamış anlayışın ilk ve vazgeçilmez koşulu, yeterli bir gerçeklik algısıdır. Dahası, tam da burada medeni bir insan, varlığından bile şüphelenmediği için neredeyse hiçbir zaman üstesinden gelemediği bir sorunla karşı karşıyadır. Ve bu sorun, insanlığın tüm tarih boyunca algının orijinal bütünlüğünü temelden parçalamış olması gerçeğine dayanmaktadır. Bu nedenle, analizin muzaffer neşterinin nüfus etmediği hiçbir alan kalmamış gibi görünüyor. İnsanın sosyalleşmesi ve çevresinin hızla karmaşıklaşması bizi davranışsal mekanizmalar topluluğu haline getirdi. 

A.Ksendzyuk’a göre algımızı parçalara ayırarak tanımladık ve onlara isim verdik. Böylelikle olnalra “insani” bir anlam kazandırdık ve Gerçeklik’in sınıflandırmalarını ve şemalarını oluşturmaya, dolayısıyla ondan giderek uzaklaşmaya başladık. Böylece dünya, doğrudan deneyim ve algı yönteminden koptu ve giderek daha fazla spekülatif bir şema, bir tanımlama halini aldı. Dünyadaki dillerin farklılığı, algılarımızın farklılığının da tartışılmaz bir kanıtıdır. Bugüne kadar insanın bilişsel aktivitede uzmanlaşması, dış dünyanın oldukça izole bir dizi tanımının ortaya çıkmasına yol açtı. Günlük, bilimsel, felsefi, dini, ve okült tanımlar, bunlardan yalnızca bir kaçı. Doğal olarak bu açıklamaların her biri, bir zamanlar ortaya çıkmalarına neden olan gerçek Gerçeklikten çok uzaktır. Bu betimlemelerin yanıltıcı yeterliliği, her birinin iç mantıksal tutarlılığı üzerine kuruludur. Gördüğünüz gibi, Hinduların dış dünyaya, çevirisi “illüzyon” anlamına gelen Sanskritçe “Maya” ismini takmaları boşuna değil. Evet, ve geleneksel okültizm bize kendi içinde gerçekliği sunmaz. Sadece dünya tanımının başka herhangi bir açıklama kadar kapalı ve sınırlı kalmasına rağmen son derece çekici ve hatta büyüleyici olabilen bir başka versiyonunu sunar. 

Bu koşullar göz önünde bulundurulduğunda, gerçek bir öğretmenin asıl görevinin çeveremizdeki dünyanın yalnızca gerçek Gerçekliğin bir tasviri olduğunu ve öğrenci ile Gerçeklik arasında aşılması çok güç bir tasvir duvarının örüldüğü anlayışını öğrenciye aktarmak olduğu ortaya çıkar. Bu görevi başarmak çok zordur. Bu yüzden çoğu mistik okulun öğrencileri böyle bir anlayışa ulaşmak için yıllarını harcarlar. Kozmik enerji geleneğimizde eğitim kolay değil. Bununla birlikte, eski yogik öğretilere göre güçlü bir avantajımız da var: Kozmik enerji öğretmeni, öğrenciyi farklı kozmik titreşimlerin frekanslarına uyumlayarak onların zihninin yeni ve önceden hiç bilinmeyen bir gerçekliği doğrudan algılayabilmesine yol açar. Doğal olarak, bu tür öğrenme koşulları önceden hazır olan betimlemeler bulunmadığından, öğrencinin bu betimlemeleri kullanma ihtimali da ortadan kalkar. Bu nedenle bu titreşimleri kendi duyularını kullanarak doğrudan algılamaya zorlanır ve zaman içinde pratik ile Gerçeklik ile doğrudan temas kurma yolunda ustalaşır. 

Öğretmenden bir frekansa uyumlanan öğrenci, ilk başlarda elbette açıklamanın bazı unsurlarını kullanır. Bununla birlikte, pratik yaparak aynı anda bir veya birden fazla titreşimin kendiliğinden keşfedilmesine yol açan eylemler gerçekleştirmeye başlar. Bunlar olurken öğrenci tam olarak ne yaptığını kelimeler ile açıklamaktan uzaktır, ancak herhangi bir zamanda edindiği yetenekleri göstermeye hazırdır. Kozmoenerjetikler, tüm kozmik enerjileri ve zamanı önemseyen pragmatik insanlardır. Bu nedenle öğretmen, eğitimin en başından itibaren öğrenciyi, günlük yaşamda çok faydalı olduğu ortaya çıka bu tür kozmik titreşim frekanslarına uyumlar. Kural olarak, ilk aşamada uyumlanan titreşimler iyileşme işlevini yerine getiren titreşimlerdir. Eğtimin ilk aşamasını geçen bir öğrenci, şifa aktivitesine yatkınlığı var ise azim ve sabırla çalışarak iyi bir şifacı olabilir. Burada okuyucuların dikkatini, şifa uygulamasının her anında kozmoenerjetik şifacının Gerçek ile doğrudan temas halinde olduğu gerçeğine çekmek istiyorum.

Genel olarak sorunlarımızın çoğu, insan meydana gelişini deneyimi genişletme ve zenginleştirme srüeci olarak görme alışkanlığımızdan doğar. Aynı zamanda, çoğu durumda yalnızca açıklamanın karmaşıklığını artırtığımızı da fark etmiyoruz. Bu karışıklığın sonucu olarak, Gerçek’liğin doğrudan algılanması keskin bir şekilde daralır ve bu daralmanın enerjetik anlamda iyi nedenleri vardır. Bu konuda yaşlı ve bilge Hintli Don Juan, “Bir insanın algısının yüzyıllar boyunca değiştiğine inanıyorum. Belirli bir zaman, belirli bir forma, sonsuz sayıdaki enerhi alanındaki belirli bir düğüme karşılık gelir. Ve zamanın modalitesine (birkaç seçilmiş alana) hakim olmak, sahip olduğumuz tüm enerjiyi alıp götürür ve bize başka herhangi bir enerji alanını kullanma fırsatı bırakmaz” diyor.

Bu durumun nedenini açıklayan A. Ksendzyuk, dünya tanımımızın tam anlamıyla bir parçası olmak için herhangi bir dış sinyalin çok sayıda çeşitli prosedürlere tabi olduğunu savunuyor. Böyle bir operasyon büyük miktarda insan enerjisi gerektirir. Aynı zamanda sinyalin kendisi o kadar önemli bir dönüşüme uğrar ki, buna tanık olan kişiler iç dünyamızın Gerçek ile olan bağlantısının ne zayıf olduğunu farkeder ve şaşkınlığını gizleyemez. Ama, biz de bu Gerçek’liğin ayrılmaz birer parçasıyız. Siz ve ben, Gerçek’liğin içinden aynı Gerçek’liğe yönlendirilmiş birer bakışız. Son derece yapay, sürekli olarak çarpıtılmış ve absürt kötülüklere uğramış birer bakış.

Doğrudan algıdan, en karmaşık bileşimi dünya tanımlamamızın dokusu olan bir düşünce veya görüntünün yaratılmasına giden o yolda o kadar çok enerji kaybederiz ki, başka hiçbir şeyi algılayamaz hale geliriz. Kendi mirasımız, dünyanın bir tanımı, bizi sıkıca kendine bağlar ve kendi sınırlarının ötesine geçen her şeyi algılamayı imkansız hale getirir. Yani bir anlamda kendi tanımlarımızın kapanına yakalanırız!

Hemen hemen tüm mistik okulların ve ezoterik öğretilerin, öğrencinin dünyasının ilk tanımını bir dereceye kadar yok etmeye çalıştığı söylenmelidir. Bu okullar ve öğretiller, tanımlamanın ötesine geçmeyi ve Gerçekliği doğrudan algılamayı teklif ederler. Her biri, tanımlardan kurtulmak için kendi tekniklerini kullanır. Fakat, bu tekniklerin çoğu çok hantal ve uygulanması zordur. O kadar uzun süren pratikler ve çileci bir yaşam tarzı gerektirir ki, modern insanın sıradan varoluşu içinde uygulanması mümkün değildir. 

Burada, kozmik enerji geleneğimiz tarafından uygulanan koszmik titreşimleri doğrudan algılama yöntemleri gerçek birer yardımcı olabilir. Elbette kozmoenerjinin bazı dallarının yanlış yöne saparak Gerçeklik tanımını karşmaşıklaştırmaya başladığını kabul etmek üzücü. Bu çıkmaz yön, iletişim teorisinden ödünç alınarak daha karmaşık kodlanmış kontrollü şemaların, radyo sinyali iletim ilkelerinin, bir antenden diğer antene iletim sürecinde bilgiyi kodlama ve kod çözme yöntemlerinin oluşturulmasına yol açar. Bu, alıcıya, yani bir insana ve onun dünya algısına getirilen tamamen mekanik bir yaklaşımdır. Ama insan bilgisayar veya renkli televizyon değildir! İnsan, Tanrı’nın bir yaratımıdır ve bu yaratılışı ikili bir doğal sayılar koduna veya tutarlı bir lazer radyasyonu akışına indirgemeye çalışan herkes büyük bir günah işler. Dünyaya ve insana mekanik yaklaşımın çoğu takipçisinin Galileo’nun “anlamadıkları şeyler hakkında konuşur ve yazarlar, ve konuştukları ve yazdıkları anlaşılmaz” olarak tanımladığı insan kategorisine dâhil olduğunu görmek ise hepten üzücüdür. 

Dünyayı ve insanı anlama, algılama ve tanımlama konusunda kısa makalemi bu üzücü not ile bitireceğim.

V.A. Petrov
 

Derleyen & Çeviren

Zeynep GEYLAN

Mehmet Levent ÜNAL

UYARI: İşbu blog içerisinde yer alan bilgi ve uygulama teknikleri tedavi amacı taşımamaktadır. Söz konusu bilgiler bu tekniği öğrenmek için eğitime katılan katılımcıyı bilgilendirmek amaçlı olup sağlık hizmeti niteliğinde değildir.Verilen bilgiler hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmamalıdır. Tanı ve tedavi mutlaka doktor tarafından yapılması gereken ciddi bir işlemdir.
Her türlü hastalık ve benzeri tedavi gerektiren sorunlarınız için dokturunuza danışınız.