Kozmik Enerji ve Maji
19 Mart 2024
Sesli dinlemek için tıklayın

Sayfayı ziyaret eden kişi sayısı

2957

Kozmik Enerji ve Maji

 

Bu makalede, kozmik enerji ve maji arasındaki ilişkiyi netleştirmek istiyorum, ancak sonraki her bir makalenin, önceki makalelerde verilen bilgilerin tanınması ve anlaşılması gerektirdiğini göz önünde bulundurmalısınız. Elbette, başlangıçta bu bilgileri anlaması ve uygulaması zor gelebilir; ancak bu konuları düşünmeye başlayın, kendinizi sadece fiziksel bir beden olarak değil enerji, Ruh ve Maneviyat olarak kabul edin. Bunun çok önemli olduğunu asla unutmayın. Kendinize bu sözleri günde binlerce kez tekrarlayın, bu sözler üzerine meditasyon yapın. Bu inanç sizin gelişiminizi zamanla doğru ve istikrarlı bir şekilde yönlendirecektir.

 

Kozmik Enerji nedir?

 

Bu, dünyevi frekanslar dediğimiz enerjiler de dahil olmak üzere kainatta var olan tüm enerjileri içerir. Çünkü gezegenimiz Dünya birçok değişmez yasaya sahip, karmaşık bir şekilde organize edilmiş bir evrenin içinde yalnızca küçük bir parçacıktır.

 

Peki ya Maji nedir? Nereden geldi? Var olan tüm gerçekliklerin yaratılması ve sonraki tüm değişiklikler için bu enerjilerden ilk kez kim ve nasıl faydalandı? Cevap evrende var olan her şeyi yaratmak için kullanan Yaratıcı’da bulunan İlk Maji’dir. Bu, yüksek güzellik ve mükemmeliyet dünyasında var olan Yaratıcı ve Oluşturucu üstün majidir. Yüksek Dünyalarda, tamamen var olan aşk ve güzelliğin yüksek enerjileri, renk ve sesin birleşik ahenkli akışıyla birbirine karışır ve eşi benzeri görülmemiş mükemmel bir uyum içinde değiş tokuş yapar. Bende parlayan dünyalar gibi bir çağrışım uyandırıyorlar. Bunlar, sürekli geri dönmek istediğimiz ve Yaradılışın İlksel Maji’sinin mevcut olduğu dünyalardır. Bu bilgi DNA’mızda kayıtlıdır ve bu bilgiyi içeren kalıtsal hafıza hepimizin İdeal Kaynak’tan geldiğimizi ve hepimizin bu aşamayı geçerek özümüze döneceğimizi unutmamıza izin vermez. Kendimizi bütünden ayrı olarak görmeyi bırakarak algılama sınırlarını maksimuma çıkardığımızda sınırlamaların kabuğu nihayet çatlayacak ve kocaman, güzel Dünya’nın tamamını görüp kucaklayacağız. Günümüzün “Dünya benim” aksiyomu ortadan kalkacak ve “Ben bütün dünyayım” anlayışı gelecek.

 

Biz, yüksek boyutlardaki kökenlerin ve yaradılışın yüksek majisinden bahsediyoruz. Peki bu maji alt boyutlara, özellikle bizim gerçekliğimize indirgendiğinde nasıl dönüşür? Tıpkı diğer her şey gibi. Bizim boyutumuzda onu bütünüyle anlamak, kavramak ve bilmek mümkün olmadığından, en iyi şekilde anlaşılabilmesi için parçalara ayrılmaya başlar. Yerçekiminin, Yüksek ve Yaratıcı Maji eyleminin temel prensiplerini ve buna ilişkin algımızı da bozan bir faktör olduğundan, konu yalnızca yaratıcı ve oluşturucu majiden değil, aynı zamanda diğer insanları, huzurlarını ve sağlıklarını yok eden ve ayrıca kişisel çıkarlar için kullanılan majiden de bahsediyoruz. Peki, günümüzde insanlığın gelişmişlik düzeyinde Maji terimi ne anlama gelir? İnternetin geniş alanlarında dolaşarak, çağdaş majisyenlerin bu kelimeyi nasıl anladığını anlamak için çaba harcadım ve onu olarak onların bu kelimenin anlamıyla ilgili genel olarak şöyle bir anlayışa sahip olduklarını gördüm: Maji, enerji süreçlerinin akışını kişinin kendi gelişmiş iradesiyle etkinleştirme ve bilinçli olarak yönlendirme yeteneğidir. Buna gerçekliği değiştirme amacı gütmeyi de ekleyebilirim.

 

Kozmik enerji de bu tanıma tamamen uyuyor. Çünkü bu da bir gerçekliği değiştirme işlemidir. Kişinin, alanların ve hatta gezegenin ince enerji alanlarını temizleme ve uyumlu hale getirme yeteneğidir. Eğer kozmik enerji operatörü yüksek bir gelişim seviyesine ulaşmışsa, nasıl doğru şekilde yapılacağını biliyorsa gezegenin süptil alanlarını temizleme olasılığı da vardır.

Burada maji üzerine bir tez yazmayacağım, ancak bazı prensipleri açıklığa kavuşturmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Çünkü geçmişteki maji bilimi bugünün maji bilimi, bugünün maji bilimi ise geleceğin bilimi olarak kabul ediliyor. Tüm dünyamız, saf majidir ve kelimenin tam anlamıyla maji okyanusunda yüzer. İnsan nüfusunun ve her bireyin, doğanın, elementlerin, dünya gezegeninin, güneş sisteminin ve tüm evrenin yaşamı, yaratıcının kendini anlaması için yarattığı maji uygulamalarının gerçekleşmesidir. Bu maji düşündüğümüz ve düşünemediğimiz her şey, evrendeki sentezin özü, bilgeliğin enerjisidir. Her birimizde Yaratıcı’nın ve Işık’ın bir parçası saklıdır, hayatlarımızı oluşturan her şeyi, herhangi bir süreci, bilimi, sanatı ve yaşamımızın geri kalanını anlamamız gerektiğinde bu parçaya dönmeliyiz. Kaynağın ve Yaratıcı’nın yüksek majisinin kıvılcımını bilinçli olarak içimizde aktive etmeliyiz, çünkü ancak bu durumda rezonans yasasına göre kendimizde ve gerçekliğimizde bu enerjinin miktarını artırabiliriz. Uygarlığımız bilim ve teknoloji alanında gelişme yolunda ilerliyor, teknolojik yapıların gelişimine yöneldik ve hatta majiyi kuantum fiziği ve temel parçacık fiziği aracılığıyla öğrenmeye başlıyoruz. Hatta enerji alanlarımızın ve enerji merkezlerimizin durumunu teşhis etmek için mekanik cihazlar bile icat ediyoruz. Bilimin hızlı gelişimi şu anda bunu doğrulamaktadır; ancak insan nüfusu yüzünü mutlaka Yaratıcı’nın ve Kaynak’ın enerjilerini keşfetmeye, anlamaya ve her şeyden önce algısını genişletmeye dönmelidir. Elbette, bu yol bilimin veya teknolojinin gelişim yolunu kapatmıyor. Bu bakış açısını kabul ederek ve odağı yaratıcının ve kaynakların enerjilerini adapte etmeye çevirerek, kalıtsal hafızayı uyandırarak ve bilimin, sanatın, teknolojinin gelişmesi, hızlanması ve niteliksel olarak değişmesi için tamamen yeni ve sınırsız alanlar açacağız ve tüm uygarlığımızın ruhsal gelişimini hızlandıracağız ve nihayet gezegenimizin yaşayan bir organizma olduğu gerçeğini kabul edeceğiz. Asalak bir uygarlık olmayı bırakacak, gezegenimize sevgi ve özenle yardımcı olmaya başlayacağız. Alegorik olarak ifade edecek olursak, nihayetinde Babamızı, zamanında reddettiğimiz Anamızı ve sevdiğimiz Dünya gezegenimizi tamamen keşfedeceğiz ve bu ayrılmaz üçlünün bilincinde tam bir birleşmeye yol açacağız. Biyolojik türümüzün gelişmesinin ve korunmasının başka yolu yok.

Şu anda majiyle ilgilenen insan sayısı (genel nüfusa göre) çok sınırlı ve medeniyetin tüm gelişim süreci boyunca zulme ve hatta ölüme maruz kaldılar, ancak bu başka bir konu. Belki ileride bu konuyu da ele alırız.

Geleneksel olarak, dünyevi büyü renklere göre bölünüyordu: beyaz, gri, siyah. Fakat büyü bir bütündür ve sadece siz ona belirli bir renk atfedersiniz.

Ayrıca sadece siz bunun iyi mi kötü mü olduğunu belirlemeye çalışırsınız. Beyaz büyünün insanlığa faydalı olan her şey olduğu kabul edilir. Fakat, beyaz büyü ile yaptığınız eylemin sonucundan ne kadar eminsiniz? Bu sonucun gezegene, insanlığa veya diğer insanlara hatta size faydalı olacağından emin misiniz? Çoğu zaman, kendimizi haklı çıkarmak ve eylemlerimizi haklı örmek için majiyi renklere ayırırız, sonuçta bunun insanlığın yararına ve adaletin yeniden sağlanması için (sizin bakış açınıza göre) olduğunu düşünürüz. Bu düşünce yapısı hakim olduğu sürece insanlar büyüyü beyaz, siyah ve griye ayıracaklar. Fakat “Basit görünenin sıklıkla karmaşık olduğu, siyahın beyaz olduğu, beyazın siyah olduğu” sözünün kesinlikle doğru olduğunu unutmamalıyız.

Bu dünyevi büyüde neredeyse hiçbir bütünlüğün kalmadığı anlamına gelir ve genellikle en fazla bozulmuş olan İlk Büyü’dür. Çünkü insanlara zarar vermek için kullanılır ve bu da evrensel karmik sorumluluğu gerektirir. Bu, gerçekliğimizdeki ruhun bilinçli bir ayrılışı ve reddedilmesidir. Ancak, bazı insanlar için bu da bir gelişim yoludur. Bu yolda veya ışık yolunda ilerlerken, karşı tarafın kıvılcımını tamamen söndürmemek çok önemlidir, aksi takdirde bu enkarnasyondaki gelişim yolu sona erecektir.

Herhangi bir doğal gücün veya enerjinin kasıtlı olmasa bile bencilce kötüye kullanılması kara büyüye dahil edilebilir. Kara büyü kavramını belirli alt dallara ayırabiliriz ancak bu çalışmada bunu ele almayacağım. Genel olarak, bir şeyin alışılmadık bir şekilde sadece kendi keyfi ve merakı için yapılması durumunda bu da kara büyü olarak nitelendirilir. Tüm dinler enerjilerle çalışır, bu da çok katı ritüeller ve törenler aracılığıyla süptil düzlemde maji süreçlerini aktive ettikleri anlamına gelir; ancak gerçekliğimizin sapkın büyüsü uç noktalara ulaşır ve bu nedenle dinler, büyü kelimesini ve diğer ruhsal gelişim yollarını kınamayı tercih eder. Bir kilisede, camide, sinagogun yakınında kendinizi kötü hissediyorsanız bu enerjinizle ilgili bir sorundur, kiliseyle değil. Daha önce de belirttiğim gibi kozmik enerji operatörü kiliselerin ve diğer ibadet yerlerinin enerjilerini almak ve adapte almak zorundadır, çünkü çoğunluğun enerjileri oldukça incedir ve ne fiziksel ne de insan enerjisi yok eder.

Kozmik enerjinin bloklarındaki gibi sert, ağır enerjiler, ince ışık titreşimlerine karşı bir denge oluşturur ve bloklara enerji stabilitesi sağlar. Onların frekans açılıncaya kadar yani kozmik enerji operatörünün niyetiyle tezahür ettirilinceye kadar pasif durumda olduklarını zaten belirtmiştim.

“Herhangi bir frekansı etkinleştirmenin görünürdeki kolaylığı, enerji çalışması sürecinin ciddi olmadığı yanılsamasını yaratır. Başlangıçta bu sihir gibi görünür: “Daha dün hiçbir şey yapamıyordum ve görmüyordum, ancak şimdi, sadece birkaç gün sonra insanlara gerçekten yardım eden bir şifacı oldum.” Bir süre sonra kişi hastaları iyileştirmenin erdemlerini yalnızca kendisine atfederek kendisine saygı ve hayranlık duyar. Sonra öğrenciler ortaya çıkar ve bazıları kendilerini gerçekten büyük Gurular olarak görmeye başlar. Ego hayal edilemeyecek boyutlara ulaşırken kozmik enerjinin gelişimi uzun zaman önce durmuştur ve o hala Farun-Buddha frekansına uyumlanmış ancak hala olgunlaşmamış bir kişilik olarak kalmıştır. İyi olan, kozmik enerji operatörünün öğrencinin egosunun büyümesine ve bu egodan kaynaklı olarak öğrencinin öğrenme ve kişisel gelişim arzusunu tamamen tüketmesine izin vermeyen ve bir öğretmen tarafından eğitilmesi ve yönlendirilmesidir. Böyle bir öğretmenin yanında her zaman kendi burnunuzun ve sıkı cüzdanınızın ötesine bakmak istersiniz. Mümkün olanın sınırlarının ötesini görmek isterken sizi sürekli olarak bilgi yolunda bir pusula gibi yönlendirir. Formun Üstü

 

Uyumlama sırasında öğrenci, kendi gelişimi için büyük fırsatlarla karşılaşır, çoğu zaman ciddi, ölümcül hastalıkları iyileştirme ve başkalarına yardım etme fırsatı elde eder (bu ana hedefimizdir). Fakat çok hızlı bir şekilde ortaya çıkan bu fırsatlara ek olarak vizyonun hızlı gelişimi, kozmik enerji operatörünün olgun ve sorumlu bir kişi olarak gelişiminden önemli bir ölçüde geri kalır ve yavaş yavaş bir cezasızlık ve hoşgörü yanılsamasına kapılır. Ego ön plana çıkar ve kişi kozmik enerjinin yardımına başvurmayı bile düşünmemiş olan başkalarının hayatlarına meydana gelen süreçlere müdahale ederek kendisini ciddi bir şekilde kaderin hakemi olarak görmeye başlar. Kişi, kendi yarattığı bir yanılsama içinde, herhangi bir frekansa veya bloğa uyumlandığında elde ettiği konumdan geri çekilmeye başlar. Birçok kişi paraya takılır ve kişi para sınavını vermişse ardından gelen, tüm yanılsamalardan çok daha güçlü olan güç yanılsaması ön plana çıkar. Yer çekiminin bize sunduğu cazibeye karşı koymak zordur ve her bireyin kendi içinde büyük bir yanılsaması vardır. Bazıları için seks çok önemlidir, bazıları için para, bazıları için güç ve bazıları da her şeyi bir anda ister. Öyle bir an gelir ki öğretmenin seni uymaya zorladığı kurallar bir yük haline gelir ve öğrenci öğretmenden ayrılır. Ne yazık ki, bu genellikle çok erken gerçekleşir. Öğrencinin yanılgılarını ve yanılsamalarını gösterebilecek bir kişi olduğunda bu yüksek güçlerin sizi önemseyerek verdiği bir ödüldür.

Fakat ego başka bir şeyi fısıldar, yer çekimi bu süreçleri güçlendirir ve teşvik eder.

Ayrıca iradenin geliştirilmesine yardımcı olan iç disiplin de çok önemlidir. Sadece sağlam ve bükülmez bir irade her şeyi tek bir vektörde toplamayı mümkün kılar ve niyetin oluşumunda bir birlik sağlar. İnsanın hissetmesi gereken duyguları ve bu duyguların tetiklediği duyguları anlamak ve ayırt etmek çok önemlidir. Kişi parlak ve güçlü hissetmelidir; ancak duygular, özellikle de histeriye yol açan ve kişiyi stresli durumlara sokan zirve duygular kişiyi kontrol etmemeli ve her şeyden önce astral bedenini, ardından da tüm enerji yapılarını ve fiziksel bedenini tahrip etmemelidir. Duyguları kontrol etmeyi öğrenmek zor ve uzun bir iştir ama gereklidir. Bize korkunç sözler söyleten ve aceleci eylemlerde bulunan, bazen tüm karmik planımızı kökten değiştiren, duygularımızdır. Bir kişi negatif duygularını kontrol altında tutmayı öğrenene kadar, güçlü enerji darbeleri atar ve bunlarla enerji tüketicilerinin çeşitli türlerini beslerken, ahlaki boşluğu ve fiziksel zayıflığı hisseder. Duyguların etkisi altında olduğumuz sürece irademizi en üst düzeye odaklayamayız.

Yalnızca en yüksek seviyede berrak bir bilinç, doğru bir niyetin oluşturulmasını ve bu niyetin yüksek seviyelere yükseltilmesini sağlar. Bu da gerçekliğimizde bir niyetin tezahür etmesini karmik sorumluluk getirmeden gerçekleştirir. Yalnıza en saf insandaki en saf bilinç. Bu çok karmaşık bir konudur, zamanı geldiğinde buna geri döneceğim. Frekanslarla çalışırken kozmik enerjiyi tezahür ettiren irade eylemi doğrudan ruh ile etkileşime dayalı olan kendi gücüne dayanır. Güç sadece mutlak inanç ve kendine güvenden gelir. Işık ve Yüce Ben’in içinde, kendiniz olduğunuz inancında güç dönüşüm için enerji sağlar. Fakat bu sadece Yol’a tam bir konsantrasyonla, Yol’dan başka hiçbir şeyin olmadığı ve her şeyin bu amaca yönelik olduğu durumlarda mümkündür. Alışılmış algıdan ve hayat tarzından vazgeçmek gereklidir. Çoğu kozmik enerji operatörünün sürdürdüğü yaşam tarzı göz önüne alındığında böyle bir geçişin mümkün olduğu yanılsamasına kapılmayın.

Genellikle, bilincimiz bedenimizin yanında bulunur, sabitlenemez ve özgürdür; ancak hepinizin en sonunda ulaşacağı doğru yer Ruh’ta bulunmak, Ruh’la birleşmektir. Bir kişinin ruh halini tarif etmek çok zordur, ancak bir kişi, sınırsız bilincin olduğu bir durum olarak tanımlanabilir ve bu durumda maneviyata sahip bir kişi evrenin herhangi bir noktasına serbestçe seyahat edebilir, saf bilgiyi alabilir, bu noktalarda nesnelerle etkileşime girebilir.

Enerjilerle çalışırken, insanın enerji sistemini bilmesi ve bilinçli olarak çalışması gereken birkaç önemli nokta vardır:

1) Birleşim Noktası: Bir kişinin tüm enerji ve bilgi matrisinin etrafında bulunduğu merkezdir. Belirli bir anda insanın enerji alanlarının ve içlerinde meydana gelen süreçlerin koşullu toplamıdır. O an nerede bulunursa insanın algısı da oradadır. Bir yandan bu zamanda ve uzayda koordinatları olan bu nokta düzlemimizde tamamen gerçek bir nesnedir. Öte yandan, diğer seviyelerde ve boyutlarda, insanın kişiliğinin sabitlenmesi olarak işlev görür, başkalarının sizi anlamasını sağlar. Bir tür enerjik kimlik kartıdır.

2) Dikkat Noktası: Zaman ve mekânda bir noktaya odaklanan dikkat. Burada bir kişi, dikkatini uzun süre doğru şekilde odaklamayı öğrenirse bilinçli olarak birleşim noktasıyla çalışabilir.

3) Konsantrasyon Noktası: Bir nesne veya süreç üzerinde dikkat ve/veya birleşim noktasıyla birlikte niyetle desteklenerek uygulama yapılan nokta. 

4) Sabitleme Noktası: Birleşim noktası + dikkat noktası + konsantrasyon noktası. Dünyayı (içsel benliği) zaman ve mekânda doğru noktada toplama yeteneğidir. Tüm noktaları doğru konumda sabitlenmesi anlamına gelir.

Algı maksimum derecede genişlediğinde ve bir insan, bilincinin Ruh’ta olduğunu hissetmeye, ona hayatının kontrolünü devretmeye başladığında, bu andan itibaren, tüm elementleri kontrol edebilir hale gelir. Güneş, Ay, Dünya ve tüm elementlerin enerjilerini alanına doğrudan bütünsen ve saf bir şekilde indirebilmek insan kişiliğinin çok yüksek bir gelişim seviyesidir. Böyle bir kişi, gerçekliğimizde var olan tüm büyülü ve enerjetik potansiyeli kullanabilir ve uygulayabilir. Ancak bu gelişim seviyesi, her zaman hoşumuza gitmese de bize dünyamızın var olduğu haliyle iyi, güzel ve gerekli olduğu anlayışını getirir. İnsan kusursuz bir nesne haline gelir, bu da kişinin süptil bedenlerinin daha yüksek alanlara hareket ettiği ve fiziksel bedenin bizim gerçekliğimizde yaşamaya devam ettiği anlamına gelir, yani bizim anlayışımıza göre aydınlanmış hale gelir. İnsanlar genellikle bunu anlamazlar ve böyle bir inanı kutsanmış veya dindar olarak görmeye başlarlar. O diğerlerinden tamamen farklı hale gelir. Çoğu zaman insanlar bu farklılığı hissederler ve bu durum kişinin kendisini, sözlerini, eylemlerini reddetmelerine, bazı özel durumlarda ise saldırgan olmalarına neden olur.

Kozmik enerji frekansları Güneş, Ay, Dünya’nın yanı sıra evrenin diğer ucunda bulunan gezegenlerin enerjilerinden, gezegen sistemleri ve galaksilerden ve ayrıca bir veya daha fazla elementin çeşitli sentezlerinden oluşur. Bu enerjilerin tümü, Yaratıcı’nın ve Kaynak’ın tam bütünlüğüne sahip değildir; onların fiziksel dünyaya indirilmesi parçalanmalarıyla olur. Çünkü fiziksel bedenimiz gibi fiziksel nesneler bu yüksek titreşimleri taşıyamaz. Sonuçta fiziksel evreni yalnızca fiziksel bedenden gözlemleyebiliriz. Gerçek bütünlüğe yalnızca Yaratıcı ve Kaynak enerjileri sahiptir. Ayrıca insanın süptil bedenlerinin bu enerjileri kabul edip kendi alanına uyarlayabilmesi için mümkün olduğunca esnek ve geniş olması gerekir. Kozmik enerji operatörü bu yüksek titreşimleri kabul etmiş veya daha doğrusu öğretmen tarafından ona uygun hale getirilmiştir ve artık onlarla çalışabilir. Fakat süptil bedenleri tamamen gereksiz kaba ego formlarıyla doludur, bunları da tabii ki uyumlamalarda ayakta dururken çözer. Gerçek hayatta sürekli yeni ego formları oluşturmaya devam eder ve bu süreç onları çözme sürecinden çok daha hızlı ilerler. Tamamen bu yönde çalışmaya adanmış az sayıda öğrenci vardır, çoğu burada bahsedilen şeyleri anlamaz veya düşünmez. Tekrar belirtiyorum ki, kozmik enerjinin yolu insanın yaşamını ve sosyalleşmesini engellememelidir; ancak sık alkol almanın veya başka herhangi bir uyarıcının yanı sıra yalnızca fiziksel seksin, özellikle gündelik seksin özünde kaba enerjiler olduğu anlaşılmalıdır. Bu titreşimleri içeren formların inşası, yer çekiminin kişi üzerindeki etkisini artırır ve yer çekimi ile ego birliği ne kadar güzel yanılsamalar yaratırsa yaratsın kişi kendisi bir labirentte bulur ve onun içinde dolaşmaya başlar. Bunlar çok büyük kancalardır, bu enerjiler dünya görüşünüzü şekillendirirken asılacağınız tuzaklardır. Lütfen beni doğru anlayın, özellikle gençlere cinsiyetsiz ilişkiler ve münzevi yaşam tarzını vaaz etmiyorum; ancak ağaçları tek tek değil, ormanı görmelisiniz. Bu kaba enerjilerin sürekli aktivasyonu ve bu tür titreşimlerde yaşamak enerji yapılarınızı ve fiziksel bedeninizi yok edecektir. Daha sonra duru görücülerin arasından geçip bu durum için suçlayacak kişileri aramak işe yaramaz. Bazen kendinizi bu bilginin farkına varmaya kasıtlı olarak kapattığınız izlenimine kapılıyorum. Artık kulaklarınızı açın! Öğretmenin size sürekli söylediği şeyi duymaya çalışın. Odanın farklı köşelerinde bulunan iki sandalyeye rahatça oturmayı deniyorsunuz gibi görünüyorsunuz ve bunun imkânsız olduğunu anlamak istemiyorsunuz.

Tüm insanlar, enerji bedenlerinde farklı titreşimlere ve enerji spektrumlarına adapte olurken kendi gelişim seviyelerinde bulunurlar. Kendimi tekrarlamamak için bundan sonra “Elementler” terimini kullanacağım, ancak bu terimle Dünya’da var olan elementleri değil, öncelikli olarak bu elementleri içeren frekansları kastediyorum. Bu elementlerin derin doğası hakkında şu anda pratikte herhangi bir bilgiye sahip değiliz. Yalnızca gerçek olmayan bilgiler ve teoriler var. Fakat, evrimsel olarak insanlığın kolektif zekâsı hızla gelişiyor ve hepimiz bu bilgilerin insanlık tarafından yeterince hızlı bir şekilde elde edileceğini umuyoruz.

İnsan, elementlerin ve ruhun bir sentezi olarak, bu elementlerden oluşur ve içinde yaşar. Elementler şu şekilde temsil edilebilir:

- Ateş- İnsanın tüm enerji sistemidir.

- Toprak- İnsanın bedeni ve mevcut fiziksel durumuna ilişkin bilgilerdir.

- Su- İnsanın geçmişine ilişkin bilgilerdir.

- Hava- İnsanın geleceğine ilişkin bilgilerdir.

Ancak, zaman koordinat sisteminde başka bir düzen de bulunmaktadır:

- Ateş- Şu andaki zaman. Bir nesnenin, bir uyaranın veya bir sinyalin enerji gücünü artırmak veya temizlemek için Ateş frekansları kullanılır.

- Toprak- Yine şu anki zaman. Ayrıca madde, malzeme ve bir nesne hakkındaki bilgileri içerir. Toprak frekansları, bu bilgileri elde etmek için kullanılır.

- Su – Geçmiş zaman. Ayrıca zaman içindeki uzunluğu ve sürekliliği temsil eder. Bir eylemin uzun vadeli sonuçlarını görmek veya geçmişi incelemek için Su frekansları kullanılır. Ayrıca bir uyaranı veya sinyali kimin hangi amaçla gönderdiğini bulmanıza da yardımcı olacaktır.

- Hava – Gelecek zaman. Gelecek şu anda belirlenmezse birden fazla seçenek ve hatta kaos ortaya çıkabilir. Olayların gidişatını değiştirmek, herhangi bir süreci hızlandırmak, bir kişinin veya nesnenin geleceğini öğrenmek istiyorlarsa Hava frekansları kullanılır.

Elementlerin çalışma prensiplerini tam olarak anlamak için şu özellikler de dikkate alınmalıdır:

- Ateş- Aktivite ve eylemdir. Ateş, bir şeyin bir şeye dönüşmesine neden olur ve yaratıcılığı başlatır. O, dünyanın görünen ve görünmeyen kısımları arasında bir arabulucudur. Ateş bir görüntü verir ve yaratıcılık sürecini başlatır; bunlar bizim arzularımız ve tutkularımızdır, bir İrade eylemidir. Renkleri kırmızı, turuncu ve bunların tonlarıdır.

- Toprak- Gerçeklik ve fiziksel dünyadır. Pasiflik, kararlılık, güvenilirlik, cömertlik, istikrar ve koruma ile ilişkilidir. Bedenimiz topraktır ve onun frekansları bir şeyleri sıfırlamaya veya şarj etmeye yardımcı olacaktır. Toprak taşlardan, kristallerden, ağaçlardan, bitkilerden ve bu nesnelerle ilişkili tüm büyüden oluşur. Elementlerin etkileşimindeki bağlantı halkası Toprak’tır. Renkleri yeşil, kahverengi, siyah ve bunların tonlarıdır. Spektrumu yeşil renkte olan frekansların belirgin bir iyileştirici yönü vardır ve frekansın çalışmalarına tüm veya birkaç elementin etkileşimini kullandığını gösterir.

- Su – Değişkendir. Diğer Elementlerin formunu ve davranışını alabilir. Su ayarlanır ve yayılır; alıcı ve akışkandır, hareketi ve gelişimi emebilir veya verebilir. Su, formdan önceki bir durumdur, olasılıklardır. Duygularımız su gibidir. Suyun frekansları sinirler, ruh ve hafıza ile çalışırken kullanılır; onu güçlendirmeye, bir şeyi unutmaya veya hatırlamaya yardımcı olacaktır. Su, doğum yapan kadına yardımdır. Renkleri yeşil, mavi, siyah ve bunların tonlarıdır.

- Hava- fikir, düşünce, hayaller, soyutlama, aktivite, hafiflik, ağırlıksızlık, hız. Hava, diğer tüm elementleri harekete geçirir, diğer elementlerin özelliklerinin tezahürü için bir iletkendir. Eter gibi fikir ve hareket verir, etrafındaki her şeye nüfuz eder ve çoğu zaman gerçekliğimizdeki bilgi ve enerjilerin iletkeni olduğu ortaya çıkar. Hava bizim zihnimizdir; değişken ve hızlıdır, bu nedenle bir fikir veya öneriyi tanıtmak için hava frekansları kullanılır. Bilgi ve ilham susuzluğunu uyandırmaya ve güçlendirmeye, ihtiyaç duymadığı bir şeyi reddederek veya durdurarak bir kişiyi korumaya yardımcı olacaklar. Hava frekansları kan, sinir ve beyin hastalıklarını tedavi etmek için kullanılır. Renkleri mavi, camgöbeği, altın ve tonlarıdır.

Tüm bunları harfiyen veya doğrusal olarak anlayamayacağınızı bir kez daha hatırlatmak isterim, çünkü bizim gerçekliğimizde bile, hepimizin lise müfredatından hatırlayacağı gibi, örneğin oksijen ve hidrojen gibi iki gaz maddenin belirli koşullar altında suyu oluşturduğunu biliyoruz. Yani, hava elementlerinin kimyasal reaksiyonlara girerek su elementini oluşturabileceğini görebiliriz. Enerji alanında, bir sentez sürecinde bir element veya hatta farklı elementler farklı elementlere dönüşebilir, bu da onların etkileşimlerinin çeşitliliğine olanak tanır. Bu çok önemlidir, çünkü süptil planda bu süreçler her zaman çok daha çeşitli ve yoğundur. Daha yüksek seviyelerde hepsi aynı anda olur. Kaos olarak adlandırdığımız çok boyutlulukta insanın anlayamayacağı kadar hızlı ve farklı yönlere doğru gerçekleşen süreçler vardır, çünkü birey sadece zamanı ve mekânı algılar. Biz kaosu algımızda düzenli bir yapı olarak yansıtmamızı sağlayan Harmoni olarak adlandırdığımız bir blok oluşturduk. Tabii ki onu düzenlemez, bu imkansızdır. Düzenlenen çok boyutluluk… Kulağa komik bile geliyor.  Fakat bu yapının algılanmasına ve anlaşılmasını yeniden yapılandırır ve genişletir, böylece insan algısı için kabul edilebilir bir yapı kazandırır.

Bir ritüel veya ayin gerçekleştirirken, süptil seviyedeki bir usta bu eylemleri gerçekleştirmek için gerekli enerjileri toplar. Bunu nasıl yapacağı, nesnel olarak ortaya konan niyeti gerçekleştirme yeteneğine bağlıdır. Aslında, bu, enerjileri toplayan ve güçleri çağıran ustanın kontrolü altında gerçekleşmesi gereken çok karmaşık bir süreçtir. Onların tam olarak gitmelerini istediği yere gittiklerinden emin olabilmelidir. Aksi taktirde usta yanlış yapılan eylemden sorumlu olacaktır. Eğer inanç yoksa (bir blok olarak değil, kavram olarak) güç ve enerji boşa harcanır.

Bu yönde yapılan çalışma, “4 Element ve Ruh (Ether)” bloğu adını verdiğimiz büyülü bir Chutta bloğunun oluşturulmasına yol açtı. Bu yazıda bloğun nasıl ve hangi şemaya göre düzenlendiğini ve hangi frekansların belirlendiğini belirtmeyeceğim. İyi çalışıyor ancak çok büyük bir konsantrasyon ve güçlü bir irade gerektiriyor. Blok, tüm elementlerin enerjilerini, bunların sentezini, etkileşimini ve iç içe geçmesini içerir. Beşinci element Ether’dir. Ancak kozmik enerji geliştikçe ruh gelip enerjilerle etkileşime girebilir. Bu noktada, yüksek Chutta bloklarına uyumlanıp onlarla çalışan kozmik enerji operatörü farklı özelliklere sahip birden fazla uzayı (daha fazlası varsa daha iyi olur) ihtiyacı olan bir uzay haline getirmek için yetenekli olmalıdır ve belirli bir süre için bir amaca hizmet edecek şekilde bu alanla bilinçli bir şekilde çalışmalıdır. Evrende, ihtiyaç duyduğunuz özelliklere sahip önceden oluşturulmuş bir alan her zaman vardır. Harmoni bloğu böyle bir alanı hızlıca elde etme olanağı sağlar. Herhangi bir alanı ziyaret ettikten sonra bu alan kişisel kaydınıza girilir. Fakat bu, kişinin alanlarla çalışma becerisine olan gereksinimiyle çelişmez. Ayrıca enerji örgütleme prensiplerini de anlamak gerekir. Kozmik enerji operatörünün doğru şekilde toplanmış güce ve doğru şekilde eğitilmiş iradeye sahip olmadığı durumlarda bu blokla etkileşime girmek ve aktive edilen büyülü süreçleri yönlendirmek oldukça zor olacaktır, hatta imkânsız olabilir, ancak bu blokla çalışmayı mümkün olduğunca basitleştirmeye ve kolaylaştırmaya çalıştık.

Bir kişi Yol üzerinde ilerlediğinde, ilerledikçe belirli tekrarlayan döngülerden geçmek zorundadır. Bu döngüler belirli ruhani sayılara karşılık gelir. Bu döngülerin yeteneklerini ve işleyişini anlatmaya çalışacağım. Her bilgi gibi bu da üç boyutlu gerçekliğimizde üç ana noktaya ayrılır:

1) Koşulsuz İnanç ve Güvene teşvik etmek. (Güven, İnanç kavramı ortaya çıkmadan önce bile var olan Kaynak ve Yaratıcı’nın enerjileri gibidir.) Bu noktayı geçerken, bir kişi bilinçli olarak uyumlu, rahat ve düzenli varoluştan vazgeçmelidir. Ayrıca, alışılagelmiş varoluş ve yaşam tarzından bilinçli bir şekilde vazgeçilmelidir. Yol dışında hiçbir şey olmadığı bir durumda Yol'a tam konsantrasyon sağlanmalıdır. Yüksek Benliğinize ve Işık olduğunuza olan inancınızdır.

2) Güç- Enerji - Dönüşüm. Gücü kendinize yönlendirin, böylece Dönüşüm Ateşi’nden geçeceksiniz. Hem Güç hem de Enerji yalnızca Yol’u sürdürmeyi amaçlamaktadır. Döngünün bu kısmında ilerlemek için Koşulsuz İnanç gereklidir.

3) Döngünün sonu. İkinci aşamadaki tüm süreçlerin tamamlanmasıdır. Bu aşamada ulaşılan dönüşüm seviyesinin pekiştirilmesi, ulaşılan seviyeye ilişkin bilginin DNA’ya işlenmesidir. Aynı zamanda potansiyelin birikmesi ve bir sonraki döngüye geçiş için hazırlıktır.

Bir döngüyü geçtikten sonra, benzer döngülerin daha yüksek seviyelerde ve artan bir hızda tekrarlanması beklenir.

Enerjilerle bu şekilde çalışan kişi, kişiliğinin tamamen dönüşüm yoluna girdiğini anlamalıdır ve böyle bir yol her açıdan her zaman çok zor olacaktır, çünkü eski (görünüşte çok istikrarlı ve yoğun olan) dünya ve insanın bu dünyaya dair kişisel algısı bozulur; kabul edilen tüm kişisel ve kolektif kavramlar paramparça olur ve bu elbette ruh sağlığı için büyük bir stres kaynağıdır. Ama korkmamalısınız, çünkü seçim her zaman insandadır ve insan kendi yolunu izlemeye değer mi yoksa enerjileri sadece şifa amaçlı mı kullanmalı (ki bu kişinin kendi kusursuzluğu üzerinde sürekli çalışmasını dışlamaz) karar verir. İnsan gelişiminin bu kritik noktasına gelmek her zaman karmik olarak belirlenmiş ve hazırlanmıştır. Bir gece kulübünden doğrudan Yaratıcı enerjilerin yüksek alanlarına atlayamayacağınızı anlamalısınız. Birçok majisyen gerçeklikte kalmayı tercih ederek, enerji toplamak ve diğer insanlar üzerinde güç ve iktidar kazanmak için tavuklarla dolaşır ve onların kafalarını keser. Ben ne onları ne de diğerlerini ne de üçüncüleri yargılamıyorum, buna hiçbir hakkım yok, çünkü insan her zaman yalnızca yapamayacağı şeyi yapar. Sadece seçme özgürlüğü de dahil olmak üzere bu dünyanın yer çekimsel ve illüzyonel olduğunu hatırlamak gerekir. İlk bakışta, Yaratıcı tarafından bize verilen seçme özgürlüğü ile şu veya bu olasılık çizgisinin seçiminde belirli bir önceden belirlenmişlik arasında bir çelişki varmış gibi görünse de bu çelişki de diğer her şey gibi illüzyoniktir. Belki açıklığa kavuşturmak için bu konuya ileriki yazılarımda tekrar dönerim. Bu makalede sizlere sadece bu bilgiyi aktarmaya çalışıyorum.

Majisyenler genellikle çok kapalıdır ve çalışmaları hakkında herhangi bir bilgi vermezler, hatta bu çalışmanın inşa edildiği ilkeler hakkında da. Ama artık dedikleri gibi “H”nin zamanı geldi ve yüzyıllardır yedi kilit altında saklanan pek çok sır insan türüne açıklanıyor. İnsan enerji seviyelerinin her biri için bir kilit. Farklı düzlemlere göre çalışmaya ve evrende var olan tüm yasalara uymaya başlamalıyız. Şu anda birçok insanın zaten çalıştığı titreşimlerin yanı sıra gezegenimize tamamen yeni ancak yalnızca mevcut insani gelişim düzeyi için) enerjiler gönderiliyor ve geliyor, bu da tüm popülasyonu ve gezegenin kendisini başka bir gelişim seviyesine geçişe hazırlıyor. DNA zincirleri yeniden yapılandırılır ve her bireyin, tüm insan topluluğunun ve bir bütün olarak gezegenin sahip olduğu her şeyle birlikte bu yeni gerçekliğe geçiş yapması gerekir. Dünya gezegeni insan uygarlığına sahiptir ve onun gelişmesine olanak sağlar, tam tersi değil. Bunun net bir şekilde anlaşılması gerekiyor. Dünya başka bir gelişim seviyesine geçişin eşiğindedir ve üzerinde ve derinliklerinde olan her şeyin bu yeni gerçekliğe geçmesi gerekecektir. Bu enerjilere başarılı bir şekilde uyum sağlayabilen tüm insanlar onunla birlikte hareket edeceklerdir. Bu adaptasyona muktedir olmayan insanlar, varoluş planından ayrılacak ve başka düzenlemelere göre gelişmeye devam edeceklerdir. Bazıları, hızla enkarne olmak ve bilgi yolunda ilerlemeye devam etmek için ayrılacaklardır. Bu tür insanlar ayrıldıktan yarım saat sonra bile tam anlamıyla enkarne olabilirler.

Bu geçiş ve dönüşüm enerjileri insanlar için tamamen rahatsız edicidir, bir bu tür enerjilere alışık değiliz ve bu gerçeklikte tezahürümüzün formu yani bedenimiz sert savunma mekanizmaları üretir. Bu, kısa süreli oryantasyon kayıplarında ve gerçekliğe uyum sağlarken bazı bellek parçalarının kaybında (aniden basit bir kelimeyi unutmak gibi), duygusal istikrarsızlık, hassasiyet, duyarlılık ve hissin kaybında (örneğin birini çok sevmek ve birdenbire ona bakarak onun size kayıtsız olduğunu fark etmek) ve resmi tıp tarafından teşhis edilmeyen ancak oldukça şiddetli olan başıboş ağrılarda kendini gösterebilir. Bu, daha önce kullanılmayan beyin bölgelerinin aktive edilmesi ve sinir sisteminin tüm prensiplerinin değişmesi anlamına gelir. Dördüncü enerji merkezinin açılması, kalp kasının ağrısı ve taşikardi ile ilişkilendirilir, gelecekteki besin zincirinin yeniden yapılanması, şu anda sindirim sisteminin dengesizliğine yol açar ve bu listeye uzun süre devam edilebilir ama sanırım insanlığın bu yeni gelişim vektörüne ve insanlığın gelişimine yönelik yeni yönelimin neden ve nereden geldiğini anladınız.

Yüksek değişim güçlerinin ürettiği savunma mekanizmalarını zayıflatabilir miyiz? Evet, bizim yöntemlerimiz ve frekanslarımızla bu mümkün. Sadece hastalar için değil, kişisel olarak kendimiz için de çalışmalarımıza yardımcı oluyoruz. Daha yüksek bir titreşim spektrumuna bilinçli geçiş, yani kişinin kendi kusursuzluğu üzerinde çalışması da aktif olarak yardımcı olur. Her ikisi de bu enerjilere uyum sağlama ve bu enerjilerin farkına varmak için zaman sağlamanın yanı sıra yeni titreşimlerin çalışmalarında alçakgönüllülük ve huzur hissi sağlama sürecinde zaman ve fırsat sağlayacaktır. Bu anlamda, evrenin yüksek alanlarından gelen enerjilerle birlikte, her şeyle birlikte barış ve huzur içine olacaksınız.

Bize gelen titreşimlerin çalışmasına karşı koymak gerekir mi? Hayır, bu işe yaramaz ve sadece savunma mekanizmalarını güçlendirir ve başka bir gerçekliğe yönelmek de dahil olmak üzere daha ciddi sonuçlara yol açar. Bu bir gerçeklik ve onu yaşamak zorundasınız. Yüksek büyü devreye girdiğinde özellikle de küresel bir meselede insan sadece davranışını ve titreşim spektrumunu ayarlayabilir. Elbette bu süreçler kişinin yaşam tarzını ve düşünce tarzını büyük ölçüde etkiler. Fakat tüm bunları önceki makalelerimde yazdım, ara sıza dikkatinizi onlara tekrar vermenizi rica ediyorum çünkü orada bilginin çeşitli anlayış ve kavrama düzeyleri vardır.

Tatyana Vyaçeslavovna Volkova

Kosmoenergetika Kurucu Akademisyen V.A. Petrov’un öğrencisi,

Kosmoenergetika Progressor’u,

Psikolog, OPMASTNMnTS üyesi

 

Derleyen & Çeviren 

Cemre ÖZKAN 

Mehmet Levent ÜNAL 

UYARI: İşbu blog içerisinde yer alan bilgi ve uygulama teknikleri tedavi amacı taşımamaktadır. Söz konusu bilgiler bu tekniği öğrenmek için eğitime katılan katılımcıyı bilgilendirmek amaçlı olup sağlık hizmeti niteliğinde değildir.Verilen bilgiler hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmamalıdır. Tanı ve tedavi mutlaka doktor tarafından yapılması gereken ciddi bir işlemdir.
Her türlü hastalık ve benzeri tedavi gerektiren sorunlarınız için dokturunuza danışınız.