Sevgiyi, Alışkanlıktan Nasıl Ayırt Ederiz? 

 

Aslında sevgi bir alışkanlıktır. Herhangi bir sözlüğü elimize aldığımızda şununla karşılaşacağız; ''Alışkanlık; eğilim, belirli eylemleri geliştirme ihtiyacı, eylem.'' Ve yine aynı sözlüğe göre sevginin tanımı ise şu; ''Bir şeye veya birine karşı derinden etkilenmek, birine karşı çekim hissetmek.'' 

Peki ya bu da bir alışkanlık değil mi zaten? 

Seven insanlar sürekli olarak sevdiklerine karşı yönelme eğilimindedirler. Yani bir eğilim var, sabitlik var, bu tipik bir alışkanlık olarak tanımlanamaz mı?

Filolojik eğlenceleri bir kenara bırakıp bilime dönelim, ancak psikofizyolojik bir boyutta bile sevgi ve alışkanlıkları çok da farklı kulvarlara koyamıyoruz çünkü dopamin ikisinde de görev alıyor. 

İşte bu yüzden sevgi ve alışkanlıkları birbirinden tamamen ayırmak imkansızdır. Sevgi, alışkanlığın özel bir formudur. Ya da tam tersini de söylesek yanlış olmaz, alışkanlık, sevginin özel bir formu da olabilir. Elbette psikofizyolojiye daha fazla girmeyeceğiz, onun yerine daha basit bir anlatımla şunu sorgulayalım; alışkanlığa dönüşmüş bir sevgide yanlış olan şey nedir?

İnançlarımız; duygularımız ve deneyimlerimizi oluşturur, ve bunlar da eylemlerimizi oluşturur. Söz konusu inançlarsa şöyle bir şey söyleyelim; 'Eğer sevgi, midede uçuşan kelebekler ise, kelebekler olmadan ise alışkanlıkları tanımlıyor isek, öyleyse bu ne tür bir sevgidir?' 

Bu inançlar çoğunlukla insanların hayatlarını mahvederler, bu yüzden onları daha yaratıcı formlara dönüştürmek iyi olacaktır. 

İşte yapacağımız şey de tam olarak bu. Sevgiyi ve alışkanlığı birbirinden ayırmaya çalışan insanlar genellikle işe yaramaz işlerle uğraşırlar, doğaya karşı gelirler.

Bir teoriye göre bir kişinin yerini elde ettiğimizde, o kişiyi sevmeye başlarız. Bu konum ne kadar büyük olursa o kişi  gözümüzde o kadar hoş gözükecektir. 

Tahmin edebileceğiniz üzere şefkat kazanmaya halk dilinde sevgi denir. İlişki içinde olan insanların ''birbirimizi gittikçe daha çok seviyoruz'' dediklerine şahit olmuşsunuzdur. Bu teoriye göre zamanla daha çok seviyoruz, birbirimize sırlarımızı anlatıyoruz.. Böyle bir eğilim seviyesini sürdürmeye alışkanlık denir. 

Mümkün olandan daha fazlasını elde etmek imkansızdır. Ve insanlar bunun ne olduğunu anlamadan paniklemeye, sevginin bittiğini, artık sevginin bir alışkanlığa dönüştüğünü ve ayrılma zamanının geldiğini söylemeye, 'karnımda uçuşan kelebekler nerede şimdi?' diye sorgulamaya başlıyorlar. 

Yani insanlar temel basit şeyleri bilmedikleri için ilişkilerini bozmaya başlıyorlar aslında. Bu arada gerçekten hiçbir şeyin bozulmasına gerek yoktur. 

 

Özetlemek gerekirse;

1)Alışkanlıktan gelen sevgi lafta da olsa, hormonal de olsa çok az farklılık gösterir. 

2)İnsanlar alışkanlıklar hakkında konuştuklarında, aslında birbirleri için yüksek bir şefkat seviyesine sahip olduklarını söylerler. 

3)İlişkilerinin alışkanlık haline gelmesinden korkan insanlar acı çekmeye başlarlar ve böylece ilişkilerini durduk yere bozarlar. 

4)İlişkininizin bir alışkanlık olduğunu düşünüyorsanız sevinmeniz gerekir, bu birbirinize karşı büyük bir istek duyduğunuz anlamına gelir. 

5)Ancak alışkanlıkların olması da tamamen rahatlamanız gerektiği anlamına gelmez. Tersine, aynı enerji ile devam etmeniz, çabaların yoğunluğunu azaltmamanız anlamına gelir. 

Derleyen & Çeviren

Mehmet Levent Ünal, Bengisu Ersoy

UYARI: İşbu blog içerisinde yer alan bilgi ve uygulama teknikleri tedavi amacı taşımamaktadır. Söz konusu bilgiler bu tekniği öğrenmek için eğitime katılan katılımcıyı bilgilendirmek amaçlı olup sağlık hizmeti niteliğinde değildir.Verilen bilgiler hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmamalıdır. Tanı ve tedavi mutlaka doktor tarafından yapılması gereken ciddi bir işlemdir.Her türlü hastalık ve benzeri tedavi gerektiren sorunlarınız için dokturunuza danışınız.

© 2019 by Mehmet Levent Ünal.