Zaman Algısı Üzerine
15 Mart 2023

Sayfayı ziyaret eden kişi sayısı

1749

Bilişsel bilim adamı Jim Davis, insanların zamanı nasıl algıladıklarını ve bulunduğumuz yerlerin ve yaptığımız şeylerin onu algılamamızı nasıl etkilediğini açıklıyor. 

Zaman algısındaki tuhaflıklarımız bazı garip sonuçlara yol açabilir. 

Zaman Bozulması - Zaman algılamasına bağlı olaylar 

Zaman Algısı Üzerine; Örneğin, iş arkadaşınızın "Cumartesi günü yapılacak bir sonraki toplantı iki gün ileri alındı" dediğini hayal edin. Toplantı ne zaman gerçekleşecek? Cevap, zamanla olan ilişkinize göre değişiklik gösterebilir. Zamanın size doğru aktığını algılarsanız, toplantının Perşembe günü gerçekleşeceğini söyleme olasılığınız daha yüksektir. Ancak kendinizi zamanda yolculuk yapan biri olarak algılarsanız, o zaman açıkça toplantının Pazartesi gününe ertelendiğini söyleyeceksiniz. 

Zamanın nasıl düşünüldüğü şu anda ne yapıldığına bağlıdır. 

Bir sıranın sonunda veya bir tren yolculuğunun ortasında duruyorsanız, zaman mecazını kullanarak Pazartesi cevabını veren; ancak sıranın önündeyseniz veya trenden iniyorsanız, bunu Cuma cevabını veren bakış açısı ile algılamanız daha olasıdır. Bu fenomenin basit bir açıklaması vardır: Bir kişi bir şey bekliyorsa, zaman ona doğru akar; eğer beklemiyorsa zaman, kişinin ona doğru hareket ettiği bir şeydir. 

Mekanın zaman üzerindeki etkisi, zamanı bedenimiz ile nasıl bağdaştırdığımız ile ilgilidir. 

Batı kültürünün taşıyıcıları olarak geçmişin geride, geleceğin önde olduğunu düşünmeye alışkınız. Bu, konuşmalarımıza bile yansıyor (“Hayatıma dönüp baktığımda…”; “Önümde birkaç teslim tarihi var…”). Bu aynı zamanda jestlerimize de yansır - örneğin, geçmiş bir tarihten bahsederken elimiz ile arkayı gösterdiğimizde.  

Bununla birlikte, diğer bazı kültürlerde, geçmişi ileride yatan bir şey olarak düşünmek alışılmış bir şeydir. Örneğin, And Dağları'nda yetişmiş Aymara konuşmacıları geçmişten bahsederken ileriyi işaret eder. Ancak en çarpıcı olanı, hangi kültüre mensup olursa olsun herkesin geleceği “bir yer” olarak düşünmesidir: İnsanlar zaman hakkında konuşur ve o sanki etrafımızdaki alanda yer tutan bir şeymiş gibi konuşmalarında el kol hareketleri yaparlar. 

Eşyaların alandaki dizilişi de kişinin zaman algısını etkileyebilir. İnsanlara teker teker ateşlenen ışık huzmeleri gösterdiğinizde, bu ışık kaynakları arasındaki mesafe arttıkça her flaşlar arasında geçen sürenin de uzadığını farkedeceklerdir. Bilimde bu fenomen kappa etkisi olarak bilinir. 

Einstein, uzay ve zamanın temelde aslında o kadar da farklı olmayan iki doğa olgusu olduğunu gösterdi. Öyleyse, bu olguların her ikisinin de zihnimizde birbiriyle bağlantılı olması şaşırtıcı mı?  

Zamana ilişkin mekansal metaforlarımız da zaman algımızı etkiler. 2010 yılında, Chicago Üniversitesi'nde bir psikolog olan Daniel Casasanto, anadili İngilizce ve İspanyolca olan kişiler ile birlikte "bilgisayar ekranındaki görüntülerle bir şeyin süresini nasıl değiştirebileceğinizi" gösteren bir deney yaptı. Bu deneyi yaparken, İspanyolların "birçok zaman" derken İngilizce konuşanların "uzun bir süre" dediği gerçeğine güvendi. Yani, İngilizce konuşanlar zamanı uzaysal bir uzunluk olarak düşünürken, İspanyolca konuşanlar zamanı hacim olarak algılıyordu. 

Casasanto, bu dilbilimsel farklılıkların tamamen dışsal olmadığını ileri sürdü. Süre algısını etkilemenin mümkün olup olmadığını anlayabilmek için, Casasanto deney katılımcılarına  bilgisayar ekranının bir ucundan diğer ucuna uzanan satırlar veya endüstriyel konteynırlar gösterdi. Satır görüntüleyen katılımcılardan her satırın ya uzunluğuna ya da mekansal değişimine odaklanması ve bunlardan birinde bir değişim olursa belirlenen X düğmesine tıklayarak uyarmaları istendi. Konteynır görüntüleyenlerden ise, ekrandaki tüm konteynırları tek tek su ile doldurduklarını hayal ettikten sonra bitirme düğmesine basmaları istendi. İki seçenek de, süre bakımından belirgin farklar oluşturmayacak şekilde dizayn edilmişti. 

Sonuç olarak, İngilizce konuşan katılımcılar satırların, konteynırlardan ziyade daha uzun sürede tamamlandığını söyledi. İspanyol katılımcılar ise, tam tersine, konteynır yönteminin daha uzun sürdüğünü algılamıştı. 

Derleyen /çeviren  

Zeynep GEYLAN  

Mehmet Levent ÜNAL 

UYARI: İşbu blog içerisinde yer alan bilgi ve uygulama teknikleri tedavi amacı taşımamaktadır. Söz konusu bilgiler bu tekniği öğrenmek için eğitime katılan katılımcıyı bilgilendirmek amaçlı olup sağlık hizmeti niteliğinde değildir.Verilen bilgiler hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmamalıdır. Tanı ve tedavi mutlaka doktor tarafından yapılması gereken ciddi bir işlemdir.
Her türlü hastalık ve benzeri tedavi gerektiren sorunlarınız için dokturunuza danışınız.