Kozmik Enerji’nin Şifacılık Yönleri Üzerine

Kozmik Enerji üzerine kaleme aldığım önceki metinlerde, şifa boyutunu bilinçli bir tercih olarak geri planda bıraktığımı açıkça ifade etmeliyim. Ancak bu geri çekiliş, bu alanın değerini küçümsemekten değil; aksine, onun taşıdığı derinliğin ve ciddiyetin farkında oluşumdan kaynaklanıyordu.

Bugün hala şuna inanıyorum: Kozmik Enerji titreşimlerinin iyileştirici etkisi, insanlığa sunulmuş en nadide armağanlardan biridir. Bu armağan, yüzeysel yaklaşımlarla değil; derin bir dikkat, disiplinli bir çalışma ve bilimsel kavrayışla ele alınmalıdır.

Benim kanaatime göre, bu iyileştirici etkilerin ayrıntılı biçimde incelenmesi, fiziksel ve kimyasal etki mekanizmalarının araştırılması ve bağışıklık sisteminin aktive oluş süreçlerinin anlaşılması, geleceğin tıbbının temel taşlarını oluşturacaktır. Bu alan, mevcut terapötik teknolojilerle yakın iş birliği içinde, acil ve kapsamlı bir incelemeyi gerektiren bir alandır. Bana göre Kozmik Enerji etkisinin tedavi edici yönlerini etkili biçimde incelemek, ancak günümüzün fizik, kimya, biyoloji, tıp ve psikoloji alanlarındaki modern bilgi birikimi çerçevesinde mümkündür. Bu fenomeni çağdaş bilimin kazanımlarına dayanmadan araştırmaya yönelik her girişim, mistik eğilimli amatörlerin yarı-dini saçmalıklarına dönüşmeye mahkumdur ve hiçbir geleceğe sahip değildir.

Ne yazık ki itiraf etmeliyim ki, günümüzde Kozmik Enerji’yiuygulayan şifacıların ezici çoğunluğu, insan anatomisi hakkında dahi oldukça yüzeysel bilgilere sahiptir; sinir sistemi ve diğer fizyolojik sistemler hakkında ise çoğu zaman hiçbir bilgiye sahip değildir. Bu kişiler genellikle modern bilimin diğer alanlarındaki gelişmelerden de uzaktır. Onları çoğu zaman, eline ne olduğunu bilmediği bir “kara kutu” verilmiş insanlara benzetirim. Bu kutu, belirli işlemler gerçekleştirildiğinde birdenbire hastayı iyileştirmeye başlar; ancak onu kullanan kişi, bu sürecin gerçekte nasıl işlediğine dair hiçbir bilgiye sahip değildir.

Bu mutlak bilgisizlik hâlini hastadan gizlemek zorunda kalan böyle bir şifacı, genellikle çevresine çeşitli patolojileri “gördüğünü” ve iyileşme sürecini “izlediğini” iddia eder. Açıkça söylemeliyim ki, “görme” fenomeni gerçekten de var olan, inkar edilemez bir olgudur; ancak bu yetenek her uygulayıcıya ait değildir. Aksine, çoğu durumda bu ya zorunlu bir taklit ya da kişinin kendi kendini inandırdığı bir yanılsamadır. “Üçüncü gözün” aşamalı olarak açılması yoluyla “görme” tekniklerini öğretmeye ise ancak yakın zamanda başladım. Doğuştan bu yeteneğe sahip olanların son derece nadir olduğunu ise rahatlıkla söyleyebilirim; yirmi beş yıllık yoğun şifacılık pratiğim boyunca yalnızca üç kişiye rastladım. Günümüzde birçok Kozmik Enerji operatörünün bu yeteneği nasıl kazandığı ise benim için hala belirsizdir ve bu tekniğin zorluklarını yakından bilen biri olarak, bu durumun yaygınlığı konusunda ciddi şüpheler taşımaktayım.

Elbette bana şu şekilde itiraz edilebilir: “Şifacı patolojiyi görse de görmese de ne fark eder? Sonuçta iyileştiriyor.” Bu soruya yanıt verirken her zaman iki yönü birlikte düşünürüm. Hasta açısından bakıldığında, asıl önemli olan sağlığına kavuşmasıdır; bu süreçte şifacının ne yaşadığı ya da neyi anladığı onun için ikincil bir meseledir. Ancak şifacının kendi gelişimi açısından durum tamamen farklıdır.

Benim için bu durum, bir gerileme yoludur; insanı, önceden programlanmış bir tedavi makinesine dönüştüren bir süreçtir. Bu yolu seçen kişiler için gelişim, kişisel büyüme ve insan bedeninin sırlarını kavrama imkanı kapanır. Onlar, kolektif Kozmik Enerji bilgisine katkıda bulunamaz; hayatları boyunca anlamadıkları bir yöntemin hizmetkarı olarak kalırlar. Bu, insan için gerçekten acı bir kaderdir. Bununla birlikte, son yıllarda yetiştirdiğim öğrencilerin tamamı üçüncü göz açma teknikleriyle tanışmaktadır. Genellikle üç ila dört ay içinde gerçek bir “görme” yeteneği geliştirebilmekte ve tedavi süreçlerini bilinçli şekilde yürüterek bilgi birikimimize katkı sağlamaktadırlar.

Ancak şimdi, teşhis yeteneklerini bir kenara bırakarak doğrudan tedavi sürecine dönmek istiyorum. Bu noktada hastanın anlaması gereken önemli bir gerçek vardır: son dönemlerde medyada yer alan olumsuz yorumların büyük bölümü, Kozmik Enerji şifa hizmetleri alanındaki basit rekabetten kaynaklanmaktadır.

Ben şahsen bu rekabetin bir parçası değilim; zira iki yılı aşkın süredir düzenli hasta kabul etmiyorum. Bu nedenle süreci dışarıdan gözlemleme imkanım oldu ve bu gözlemlerime dayanarak şunu açıkça ifade edebilirim: örneğin Buddhafrekans bloğu hala etkin bir şekilde çalışmaktadır. Dahası, bu frekanslar prensip olarak hastaya zarar veremez. Bu blok, en acemi operatör tarafından bile güvenle kullanılabilir.

Bu frekanslarla yapılan tedavilerin kalitesi, sağlık kuruluşlarında yapılan tekrar muayenelerle belgelenmiştir. Sadece son üç ay içerisinde veri tabanımızda yüzü aşkın resmi tıbbi sonuç birikmiştir. Bu frekanslar yalnızca tembel kişilerde işe yaramaz; çünkü bu kişiler hastayla doğrudan temas kurmak ve sonuçların sorumluluğunu üstlenmek istemezler. Bunun yerine, hastanın kendi kendine iyileştiğini iddia eden yeni yöntemler icat etmeyi tercih ederler. Böylece hem çalışmaktan kaçınırlar hem de sorumluluk almazlar.

Bana bir operatörün ne kadar sürede yetiştirilebileceği sorulduğunda genellikle iki ila üç hafta yanıtını veririm ve bu gerçektir. Bu süre, gerekli frekans uyumlamalarının yapılması için yeterlidir. Bu aşamadan sonra öğrenci birçok hastalığı tedavi edebilir. Ancak bu, yalnızca başlangıçtır. İlk aşamada operatör, aldığı titreşimleri henüz bilinçli olarak kavrayamaz. Profesyonel düzeye ulaşabilmesi için her bir titreşimi derinlemesine deneyimlemesi gerekir; onu rengiyle, tadıyla, kokusuyla tanımalıdır. Bu süreç çok daha uzun sürer ve tamamen kişinin azmine ve yeteneğine bağlıdır. Eğer kişi bu gelişim aşamasını ihmal ederse, kısa sürede programlanmış bir “şifa robotuna” dönüşebilir. Bu nedenle açıkça söylemeliyim ki, Kozmik Enerji’de hiçbir şey karşılıksız verilmez; başarı, yoğun emek ve yeteneğin birleşimiyle elde edilir.

Gerçek anlamda profesyonel Kozmik Enerji operatörlerininsayısı son derece azdır. Bu seviyeye ulaşmak için, Chuttabloğuna ait 182 frekans da dahil olmak üzere tüm şifa frekanslarının öğrenilmesi ve uygulanması gerekir. Bu süreç özellikle zordur; çünkü çok boyutlu geometrik yapıların ve kozmik sembollerin dinamik biçimde görselleştirilmesini gerektirir. Bu hiç de kolay değildir. Bu nedenle profesyoneller azdır; ancak yeni nesil operatörler hızla gelişmektedir ve yakında birçok yeni yetenek ortaya çıkacaktır.

Son olarak, beni derinden düşündüren bir olguya değinmek istiyorum: insanların yaklaşık %15 ila %20’si, nedeni henüz açıklanamayan bir şekilde Kozmik Enerji titreşimlerine tamamen duyarsızdır. Bu kişiler rezonans kuramaz ve bu yöntemle tedavi edilemez. Bu durum hala çözülmeyi bekleyen bir gizemdir. Aslında Kozmik Enerji alanında keşfedilmemiş olanlar, keşfedilmiş olanlardan çok daha fazladır. Benim dileğim, önyargılardan uzak, dürüst ve bilinçli insanların ortak çabalarıyla bu bilinmezliklerin zamanla aydınlatılmasıdır.

Hepimize başarılar.

Vladimir Aleksandroviç Petrov