Manipülasyon

Hiç psikolojik manipülasyona maruz kaldınız mı?

Kimi insanlar bu soruya tereddütsüz “evet” der, kimileri ise “hayır” diye yanıtlar.
“Ben mi? Manipülasyon mu? Olur mu öyle şey! Ben her şeye kendim karar veririm.”

İşte manipülasyonun inceliği tam da burada gizlidir.
Onu doğrudan baskıdan ayıran şey, fark edilmeden işlemesidir.

Baskıyı tanımak kolaydır.
“Eğer böyle geç kalmaya devam edersen seni terk ederim!”
Buna aynı sertlikte karşılık vermek de mümkündür:
“O halde git!”

Çünkü çoğu zaman bu sözlerin ardında gerçek bir ayrılık niyeti yoktur; yalnız kalma korkusu, maddi bağımlılık ya da aileyi koruma arzusu vardır.

Bazen daha incelikli, daha yıkıcı bir şantaj türü devreye girer:
“Beni terk edersen ölürüm, kendimi öldürürüm.”
Bu tür baskı her zaman görülmez; genellikle sınırda kişilik durumlarında ortaya çıkar.

Ben ise daha yaygın ve daha sinsi bir baskı biçiminden söz etmek istiyorum: suçluluk duygusu üzerinden yapılan manipülasyon. Suçluluk ve utanç, özellikle yakın ilişkilerde, son derece güçlü kontrol araçlarıdır. Çünkü yabancı birine suçluluk hissettirmek zordur; oysa yakın olduğumuz insanlarla duygusal bağlarımız vardır.

Duygularımız, sert bir kabuğun içinde saklı, son derece hassas bir çekirdektir. Peki, şu anda ne hissettiğinizi gerçekten biliyor musunuz? İnsan bazen bir ömür boyunca suçluluk duygusunu “sevgi” ya da “sorumluluk” sanarak yaşayabilir.

Örneğin, kendi hayatını kuramamış bir anne, çocuğuna “ben senin için her şeyden vazgeçtim” düşüncesini aşılayabilir. Bir erkekle ilişki kurmadığını, çünkü onun iyi bir baba olmayacağını düşündüğünü, aslında çocuğu için kendini feda ettiğini anlatır. Böyle bir anne genellikle aşırı koruyucudur ve çocuk büyüdükçe bu koruma daha da artar. Çünkü çocuk bağımsızlaştığında, kendi hayatını kurduğunda, anne için bu bir yıkım anlamına gelir. Bunu sezgisel olarak hisseden anne, çocuğunu küçük yaştan itibaren “iyi”, “sorumlu”, “fedakar” biri olmaya yönlendirir. İlk bakışta bunda yanlış bir şey yoktur.

Ancak bu değerler çoğu zaman yoğun bir utanç duygusu üzerinden öğretilir. Anne, üzgün halini, gözyaşlarını, çaresizliğini göstererek çocuğa duygusal bir yük bindirir.Böylece çocuk şunu öğrenir: Eğer bir kadın senin yüzünden ağlıyorsa, sen kötü bir insansın. Zamanla, kimin ağladığı, neden ağladığı ve bunun ardındaki gerçek neden önemini yitirir. Bu yüzden kişi, kimseyi üzmemek adına kendi hayatından vazgeçebilir. İstediği şehirde okumaz, sevdiği işi yapmaz, uygun gördüğü insanla birlikte olmaz. Hatta evliliğini bitirmez; çünkü karşı taraf üzülür, çocuklar zarar görür.

Oysa her insanın kendi değerleri, kendi öncelikleri vardır ve bu çok doğaldır. Ama unutulan bir gerçek vardır: Bu değerler sisteminde en üstte olması gereken şey, insanın kendi duyguları, kendi ruhu ve kendi sevgisidir.

Peki, insan gerçekten ne hissettiğini nasıl anlar?

Örneğin, daha iyi bir iş teklifini reddettiğinizde…
Bu gerçekten size uygun olmadığı için mi, yoksa başarısız olursanız hissedeceğiniz suçluluk ve utançtan mı kaçıyorsunuz?

Ya da biri sizinle birlikte olmak istiyor…
Bu sevgi mi, yoksa yalnız kalma korkusu mu?

Onun yanında hissettiğiniz şey gerçek bir mutluluk mu, yoksa bir zorunluluk hissi mi?

Bir arkadaşınıza borç verirken…
Bu gerçekten yardım etmek istediğiniz için mi, yoksa “kötü arkadaş” olarak görülmekten kaçındığınız için mi?

Utanç ve suçluluk, insanın kaçmak istediği duygulardır. Bu yüzden de insanlar, bu duygular üzerinden kolayca manipüle edilir. Ama belki de asıl mesele, bu duygulardan kaçmak değil, başka bir şeyi öğrenmektir: iyi hissetmeyi.

Ve bu, sevgidir.

Sevgiden doğan her şey; özsaygı, huzur, tatmin ve nihayetinde mutluluktur. Peki, sevgi ile onun yokluğu nasıl ayırt edilir?Cevap zihinde değil, bedendedir. Tüm dikkat dağıtıcı unsurları kapatın, gözlerinizi kapatın ve gevşeyin. Kendinize bir soru sorun ve bedeninizdeki hisleri dinleyin. “Bunu gerçekten istiyor muyum?”

Eğer cevap olumluysa, bedeninizde bir gevşeme, bir sıcaklık hissi oluşur. Eğer cevap olumsuzsa, özellikle zihinde bir gerilim başlar ve zihin hemen gerekçeler üretmeye girişir.

Düşünmemeye çalışın. Duygularınızla yüzleşme cesaretini gösterin.

Şunu da unutmamak gerekir: Gerçek duyguları bastırmak, onları bilinçaltına itmek masum bir davranış değildir. İnsan duygularını yok edemez; yalnızca onlardan habersiz olabilir.Düşünceler değiştirilebilir, susturulabilir. Ama duygular asla ortadan kalkmaz.

Bir insan komada bile olsa, hissetmeye devam eder. Duygular enerjidir; gerçektir. Düşünceler ise ancak duygularla desteklendiğinde anlam kazanır. Bilinçten saklanan enerji, bir gün mutlaka ortaya çıkar. Ve çoğu zaman bu, hastalık ya da talihsiz bir olay olarak kendini gösterir.

Peki, ne yapmalı? Belki de çözüm, düşündüğümüzden daha basittir. Ne kadar zeki ve karmaşık düşünürsek, manipülasyona o kadar açık hale geliriz. Çünkü zihnimizde yaşarız, duygularımızdan uzaklaşırız. Oysa duygularla temas kurmak çoğu zaman çocukluktan gelen bir utançla bastırılır. Özellikle erkekler için…

Bu yüzden, basit olun.

Zihni iş için kullanın, ama yaşam için duygularınıza güvenin.

İnsanın kendi ruhuyla kurduğu gerçek bağ, onu her zaman gitmek istediği yere götürür.