Plazma Yaşam Biçimleri

“Biçimi olmayan şeye yol denir; biçimi olana ise araç.”

Dünya’nın plazmoid uygarlığı konusu bugün fazlasıyla günceldir ve uzun zamandır yalnızca anomal olay araştırmacılarının değil, resmi bilimin de ilgisini çekmektedir. Plazmoidler ve plazmozavrlar, sprite’lar ve critter’lar, küresel yıldırım ve kutup ışıkları… Bütün bu olgular yalnızca akılcı açıklamalar değil, aynı zamanda onların doğasına ve kaynağına ilişkin açık bilgiye, her yaşam biçimine duyulan saygıya ve karşılıklı bağ kurma sanatına dayanan pratik uygulama yöntemleri de gerektirir; düşüncesiz bir tüketim anlayışını değil… Başlangıç olarak, halihazırda bilinen olguların, tanık anlatımlarının ve bilimsel hipotezlerin analizine başvurmak istiyorum.

Paranormal olaylar uzmanı Vladimir Tsıbko şöyle anlatıyor:

“Plazmoidleri ilk kez Tomsk’taki ‘anomalciler’ keşfetti. Görünüşe göre tamamen tesadüfen… UFO iniş bölgelerini inceliyor, flaşlı çekimlerle renkli slaytlar çekiyorlardı. Fotoğraflarda küreler turuncu çıkmıştı; Tomsklular onlara hatta ‘uçan portakallar’ adını takmıştı. Sonra başka araştırmacılar da ilgilenmeye başladı. Ben ise onların davranışlarının bilinçli olduğunu fark ettiğimde incelemeye başladım. Elinizi kaldırıyorsunuz, dağılıyorlar. Yürüyorsunuz, üç dört tanesi peşinizden geliyor. Onlarla zihinsel temas kurmayı denedik ve büyük ölçüde emin olarak söyleyebilirim ki, bize karşılık veriyorlardı. Bir şey kaybolduğunda, onu geri vermelerini ve başka bir şeyi almalarını istemek yeterliydi; gerçekten de öyle oluyordu.

O dönemde birkaç ay boyunca aura görme yeteneğimi geliştirmek için çalışmıştım. Sonunda başardım; yalnızca odaklanmak ve özel teknikleri uygulamak gerekiyordu. Aynı şekilde plazmoidleri de görebiliyordum; oysa normalde onlar yalnızca flaşlı fotoğraflarda görünürler. Plazmoidler belirli günlerde ve tam olarak belirli bölgelerde ortaya çıkarlar; cihazlar orada Dünya’nın artmış darbeli elektromanyetik alanını ve statik elektrik odaklarını kaydeder. Yer kabuğundaki kırıklar ve boşluklar bu tür bölgelerin işaretleri sayılabilir. Yeni ay dönemlerinde bu anomal bölgelerde belirirler. Bu dönem artmış yerçekimi zamanıdır: Ay ve Güneş Dünya’nın aynı tarafında bulunur, çekimleri maksimum düzeye ulaşır ve gelgit dalgası da en yüksek seviyede oluşur. Okyanusta bunu açıkça görebilirsiniz; ekvator boyunca 17 metreye kadar yükselir. Fakat yer kabuğu da yükselir; ekvatorda dört santimetreye kadar, bizim enlemlerimizdeyse yalnızca birkaç milimetre… Bu durum yaklaşık altı gün sürer. Büyük olasılıkla plazmoidler bu sırada enerjiyle besleniyorlar.

Sayıları bölgenin etkinliğine bağlıdır; bazen artar bazen azalırlar. Eğer içinden jeopatik bir bölge geçiyorsa kapalı mekanlarda da ortaya çıkabilirler. Başka bir türle ise Tomsk’tapoltergeist olaylarını incelerken karşılaştık. Anomal olaylar konferansı için oradaydım ve tam o sırada bir dairede poltergeist vakalarına özgü garip olaylar başlamıştı. Hepimiz oraya gittik. Flaşlı fotoğraflarda yaklaşık beş santimetre çapında, açık renkli halkaya sahip siyah lekeler ortaya çıktı; biz onlara kendi aramızda ‘kara işaretler’ diyorduk. Üstelik bunlar olayların doğrudan aktörleri gibiydi. Halı düşüyor; dönüp baktığınızda iki üç tane böyle ‘işaret’ görüyorsunuz. Ne oldukları, neden ortaya çıktıkları bütünüyle anlaşılmazdı.

Daha ilginç olan başka bir şey vardı. Poltergeist sırasında sıkça yerde beliren suyu hem biz hem Moskovalılar hem de Tomsklu araştırmacılar defalarca laboratuvar incelemesine gönderdik. İçinde alkali, aseton, asit hatta protein bulunduğu ortaya çıktı. Kiev’de Vinogradar bölgesindeki bir evde benzer bir suyu inceledik. Bu örnekte protein ve mikro elementler vardı; fakat demir tamamen yoktu. Bir jeolog olarak söylüyorum: Dünyamızda demirsiz doğal bir sıvı bulamazsınız. Şuna kesinlikle inanıyorum ki, poltergeistolaylarında ortaya çıkan şey sıradan su değil, bilgi yoluyla oluşturulmuş yani yapay biçimde meydana getirilmiş bir sudur.

Gerçekte ‘mucize’ tamamen fiziksel bir temele dayanır; tezahür etmiş maddenin fiziksel vakuma geçişi ve yeniden vakumdan doğuşu… Nesneler bu şekilde taşınabilir, olaylar önceden görülebilir ve daha pek çok şey yapılabilir. Ben yalnızca bütün bunların bütünüyle gerçek olduğunu biliyorum.”

Bilginin doğası herkes için ortaktır; bir insanın geçtiği yol başkaları için de erişilebilir olabilir. Yukarıda anlatılan olgular bizde hiçbir kuşku uyandırmıyor. Gerçekten de bugün Kozmik Enerji’de plazmoidlerle ya da “ışıktan varlıklar”la temas sıradan bir olgu haline gelmiştir. Pek çok uzman bu bilgileri uzun zamandır doğrudan uygulamada kullanmakta ve hastalıkların tedavisinde, enerji katmanlarının bütünlüğünün yeniden kurulmasında, bilgi çalışmalarında ve kişisel gelişimde önemli başarılar elde etmektedir. Onlar için çalışmanın ölçütü görme yetisi ve gerekli sonucun elde edilmesidir.

Başlangıç olarak bu varlıkların doğası üzerine kısaca konuşalım. Plazmoid, plazma, ateş ve ateş maddesinin bilinçliliği bizim için kuşku götürmezdir. Doğrusal akışlar halinde var olan her enerji-bilgi, kapalı bir devre içinde belirli bir kritik kütleye ulaştığında tamamlanmış bütünlüğe yönelir ve tam anlamıyla canlı bir varlığa dönüşür. Böyle bir devre; katı, sıvı ya da gaz halindeki madde olabileceği gibi, kuvvet alanı, manyetik alan, elektrik alanı ya da radyasyon alanı da olabilir. Böyle bir canlı varlığın örgütlenme düzeyi, taşıdığı bilginin niteliğine ve değerine bağlıdır. İkinci önemli unsur ise plazma varlığının maddesel düzlemdeki tezahür derecesidir. Gerçekten de bazı varlıklar fiziksel düzlemde bütünüyle görünür olabilir; çıplak gözle kolaylıkla seçilebilir ve yüksek enerji seviyesine sahip olabilirler. Küresel yıldırımlar, critter’lar ve plazmozavrlar bunlara örnektir; bunlar maddesel plazmoidlerdir ve ileride ayrıca ele alınacaktır. Ancak daha yüksek bilgi düzeyine sahip ve görülebilmeleri için belirli bir pratiği gerektiren başka formlar da vardır.

Bugün hem maddesel hem de daha süptil düzeydeki bu formlar, yalnızca yüksek hassasiyetli bilimsel cihazlarla değil, sıradan fotoğraf ekipmanlarıyla bile kolayca kaydedilebilmektedir; gerçi çoğu zaman lens yansımaları gibi görünerek kendilerini gizlerler. Bununla birlikte bu olgular hala neredeyse hiç incelenmemiştir; oysa yalnızca Dünya’daki sayısız sürece katılmakla kalmaz, onların çoğunu doğrudan yönetirler de… Fırtınalar ve yıldırımlar, kutup ışıkları, jeomanyetik fırtınalar, doğal afetler ve teknolojik felaketler… Giderek artan sayıda veri, bütün bu olayların Dünya’nın ve kozmosun plazmoidleri tarafından başlatıldığını göstermektedir. Fakat bu, yalnızca son zamanlarda anlaşılmaya başlayan yönüdür. Uygarlığımız ile plazmoiduygarlık arasındaki ilişkinin başka boyutları da vardır: yaşamın doğuşu, felaketler ve Dünya evrimi gibi…

Bu varlıkların bir kısmı kuşkusuz fiziksel yapıları bakımından değil, taşıdıkları bilginin niteliği bakımından son derece yüksek düzeyde örgütlenmiştir. Bu bilgi; kadim ya da geleceğe yönelik, dünyevi ya da kozmik olabilir; fakat temas durumlarında her zaman gelişim açısından gerekli ve güncel bir niteliğe sahiptir. Bu yaşam biçimleriyle temas kurmak çoğu insan için zordur; çünkü belirli bir içsel bilgi çekirdeği hazırlığı ve en temel düzeyde etkileşim kapasitesi gerektirir. Onlar gerçekten ihtiyaç duyanlara, gerçekten arayanlara gelirler. Soyut akademik merak bilgi yolunda yalnızca engel oluşturur; burada her şeyi belirleyen şey pratik deneyim, görev koyma ve onu çözme becerisidir. Temas olanağı her zaman benzerlik ilkesiyle belirlenir: “Ben de senin gibiyim.”

Bu nedenle insan önce kendi dalga doğasını ve aura katmanlarının varlığını fark edip görmelidir. Aura katmanlarımızın, bilgi plazmoidlerinin ve gezegensel alanın ortak örgütlenme planı doğal olarak belirli düşüncelere yol açar: Her şey her şeyin içindedir. Buna kolektif bilinç ilkesine dayanan benzer örgütlenme ve yönetim düzeylerini de ekleyin… Ve bu yaşam sonsuzdur; Evren’le birlikte doğmuş, ışığın bulunduğu her yerde var olmuş ve var olmaya devam edecektir. Bu nedenle konuyu daha iyi anlayabilmek için bu yaşam biçimlerinin kaynağı olan Güneş’i ele almak gerekir.

Akademisyen V.A. Petrov